Perfil de SüleymanEski - site - kapatılmış...FotosBlogListasMás Herramientas Ayuda

Blog


Dökümanlara Damga Neden Acaba?

Bana gönderilen bir yazıyı kendi üslubumla toparlayarak burada yayınlıyorum. Bana oldukça ilginç bir bakış açısı gibi geldi.
 
"Her geçen gün iki ucu keskin kılıç yüzümüze daha yakınlaşıyor. Neden bahsediyorum? Kişisel gizlilik hakkından...
 
Dünya ilerledikçe zaman çarkı insan haklarını genişletti ve özgürlükler arttı, bireyin özgürlüğü toplumlar tarafından koruma altına alındı diyoruz. Bu söylem son yıllarda son derece ciddi olaylarla geri çekiliyor.
 
İşte son gelişme Xerox yazıcıların bazıları tüm bastırdığınız dökümanlara gözle görülmeyen bir damga vuruyor. Ne var bunda diyenlere 1984 kitabını okumalarını tavsiye ediyorum.
 
Ne var bunda demeyenlerle devam ediyoruz. Efendim, gözle görülmeyen numara her kağıdın hangi yazıcıdan ne zaman hatta nerede basıldığı bilgilerini içeriyor. Bu numara aracılığı ile yazının yazanı belirlenebiliyor.
 
Yine bir haber I-pod'lu koşucu hastalanıp düşüyor, üstünde kimlik bulunamıyor. Güvenlik görevlileri sadece ipod'u alıp bir Apple mağazasına gidiyor. Kimin satın aldığını buluyorlar oradan adamın kan grubundan alerjilerine kadar ulaşılıyor.
 
Bir diğer haber artık kredi kartları çiple buluşuyor.
Bir diğer haber cep telefonları aslında dinleniyor,
Bir diğer haber her nesneye bir RF-ID takılacak bu kablosuz radyo frekansı kartı o nesneyle ilgili tüm bilgileri tutacak.
 
 
Şimdi bu haberler bakınca ortak yönün Güvenlik olduğunu anlıyoruz. Devletlerin güvenlikleri için tedbir almaları şart. Buna itirazım yok. Sanırım çoğunluğun da yok. Ancak güvenlik çemberi kişinin güvenlik aramalarında belli ülkelere girişte çırılçıplak görünmesini sağlayan elektronik cihazlara yol açmamalı, bir insanın her okuduğunu, her yaptığını kayıt altına almamalı.
 
Düşünebiliyor musunuz böyle bir dünya 1700'lü yıllarda kurulsa ne olurdu? Asla Fransız Devrimi yapılamazdı. Ya bu sistem NAZİ'ilerde olsaydı. Emin olun savaşı kaybetmeyecekleri gibi hepimizin toplama kamplarındaki esirler gibi bir yanımıza vurulmuş esir numaramız / barkodumuz olurdu.
 
Elektronik sistemlerin bizleri korumasını istiyorum. Bir hırsızın çaldığı araba plakasının her kavşaktaki otomatik kameralı bilgisayar tanımlama sistemleri ile bulunup hemen yakalanması güzel.

Ancak yarın dünya insanı bugünden daha ahlaklı olacak mı? Yönetime gelenler dürüst olacak mı?
 
Bugün bile dünyanın heryerinde savaş sürebiliyor. Masumlar ölürken kimsenin elinden bir şey yapmak gelmiyor. Hele hele böyle bir dünyada yaşayabilir misiniz? "Yazık öldürmeyin, merhamet edin" dediğinizde bu tamamen haklı olsanız da aleyhinize kullanılabilecek. Sistem sizi her yerde bulacak.
 
İnsanlık tarihinin en zor zamanlarını yaşıyoruz. Şirketler çalışanlarının boynuna yakasına çipli kartlar takıyor ve gün içinde kaç dakika tuvalete gitmiş, hatta hangi koridorlardan geçmiş, kimin yanında çok oturmuş, şu an nerede bilgisayar ekranında görebiliyor. Bunun ismi de verimlilik ve kayıtdışı zaman yönetimi oluyor. İnsandan bir makine gibi çalışması, nefes almaması, akşam eve gidip deliler gibi yemek yapıp TV'deki dizisini izleyip ertesi gün yine aynı dünyada yaşaması isteniyor.
 
Uydular her çeşit aktiviteyi son derece detaylı şekilde izliyor. Savaşlarda insan duygularını değiştiren silahlarla saldırıldığı iddia ediliyor.
 
Neden ne olursa olsun, birileri dünya insanını cendereye aldığında artık dünya insanı özgürlüğünü kaybettiğinde aslında bunu başaranlar kendi sonlarını da o gün getirecekler. Hiç bir çipe ve bilgisayara ihtiyaç duymadan her hareketlerini gözleyen sistem devreye girecektir. Bu bir uyarıdır. Aklı ve yüreği olanlar için...
 

Dünyanın Her Yerinden Ruhsal Üstadlar

Bir dönemin dünyayı aydınlatmak için kendi bölgelerinde ve kültürlerinde evrensel gerçeklik, din, meditasyon ve ruhsal gelişmişlik adına çalışan insanları kendilerini saygıyla selamlıyorum. Sonuçta dinleri dilleri renkleri ve kültürleri farklı da olsa insanın vahşi tabiatından yüksek ve diğerkam bir yapıya gelmesi için çaba sarfettiler. Yazının içeriğini değil fotoğrafları için bloguma ekliyorum.
 

Farkındalık

Yaşamak nedir? Yaşamak farkında olmaktır. Zeka da temel olarak farkındalıkla başlar. Farkındalık nedir? Siz farkında mısınız şu anda? Soru öyle bir şey ki kime sorsanız "Evet" der. Ancak farkındalık öyle gizemli bir yapıdır ki herkes için başka anlamlara gelir.
 
Farkındalık; dünyanın farkındalığı, kendinizin farkındalığı ve farkındalığın farkındalığı gibi katmanlara bölünebilse de aslında tek bir farkediştir. Ancak beyin bir çok düzlemde iş yapabilir. Yani aynı anda farklı organlar farklı görevler nasıl yapıyorsa ve beyin her organın faaliyetini nasıl takip ediyorsa farkındalığında düzlemleri vardır. Gündelik hayatımızı id seviyesinde "ben" seviyesinde farkındalıkla yaşarız. Bu farkındalık sığ, tek yöne odaklanmış bir bakıştır. Merkezinde kişinin kendisi vardır. Dinler ve "Ben şöyle düşünüyorum" der. Yer ve "Ben bu tadı aldım" der.
 
Oysa bilnen bir şey vardır ki canlılar aleminin farkındalığı ve şimdi bilinci oldukça değişik. Mesela hayvanların sürü farkındalığı var içlerinden bazılarının nöbetçi konumda algıladığı tehlike tümü için geçerli ya da bir kuş sürüsü havada uçarken aynı anda aynı hareketi yaparak sağa sola döner.
 
Bütünleşik bir farkındalıkları vardır. Beynin bu bütünsel / bireysel ve aynı zamanda çok katmanlı farkındalığı enteresandır. Hipnoz altında beyin bütünsel bir hafızayla kişi normalde hatırlamadığı ya da kavrayamadığı pek çok olay ve nesneyi çok iyi hatırladığını ve anladığını görür.
 
Farkındalık meditasyonun ve doğu gizemciliği ile batı ezoterizminin temelini oluşturur. İnsan kendisinde potansiyel olarak bulunan gelişmiş yetileri farkındalıkla açığa çıkarır. Çoğunlukla insanın sessizce bir yerde oturup herşeyi ama herşeyi önemli önemsiz demeden aklından geçen düşünceleri karışmadan izlemesi önerilir.
"Nehrin akışını izlemek" cinası bu farkındalık durumunu anlatır.
 
Algılayıcının gelişmişliğine bağlı olarak, dikkati en çok dağıtan unsurun ben merkezli gözlem yapmak olduğu kısa sürede görülür. Oysa ki "ben" gözlem sırasında görülen nesnelerden biridir. Objektif bir gözlemin öğelerinden biri olan ben temelde gözlemi sağlasa da bütünlüğün içinde yer alır.
Gözlenen ve gözleyen ve gözlem üçayağı aslında bir bütündür. Bu hal içindeyken beyin direnç göstermez son derece uyanıktır.
 
Elbetteki farkındalık başta söylediğim gibi çok farklı düzlemlerde ve her canlı için değişiktir. Bir yılanın gördüğü sekizinci renk bizim farkındalığımızda yer alabilir mi? Şu an için hayır. Dolayıısyla insanın potansiyel tanımları ve algı aralıkları içindeki sınırları tam anlamıyla kullanması bile yaşam kalitesini arttıracak.
 
"Görmedim", "Dikkat etmedim", "var mıydı?", "Aa öyle mi hatırlayamadım" gibi beynin öznel düşünceleri ile kendisini gündüz vakti uyuttuğu düşünsel alanın dışına çıkaracaktır.
 
İradeye dayalı örneklenen ve dikkatle tanımlanan farkındalık yorucudur. O da bir farkındalık türüdür ama istenen farkındalık düzeyi içinde iradenin de beninde bir nehir damlası gibi olduğu bütünsel evrensel farkındalıktır.
Bunu yaşıyor olduğunuzda dünyayı sessizce izleyen kartalı, güneşin karşısında derin bir yoğunluk ve gevşemeyle duran kediyi ve rüzgarın hava akımlarında sallanan çiçeğin farkındalığını anlayacaksınız. Ve farkındalığın insana özgü olmadığını tüm evreni kaplayan tek bir farkındalığın zerrelerinden biri olduğunu da kavrayacaksınız.
 

Parçacık mı dalgacık mı?

Dünyaya bakarken ve ölçerken, öğrenirken, tartarken, tanımlarken bu yüzyılla birlikte müthiş bir şey farkedildi. Işıkla başlayan bu farkediş Fizik'te dalgacık/parçacık tartışmalarını başlattı. Sonra da Quantum fiziği ile zirveye tırmandı.
 
Konu nedir? Ne anlatıyorum fizik mi anlatıyorum? Hayır. Hayatınızı çok ilgilendirecek bir şey anlatıyorum. Tane tane anlatalım öyleyse :)
 
Biz şu an birbirbirimizden ayrıyız, ben varım, sen varsın, o var. Parçalar halinde evren, sandalye var masa var, güneş var, ağaç var vs. Tamam, buraya kadar sorun yok bildiğimiz algı.
 
Yüzyılın başında, ışık taneciklerden mi oluşur, parçacıklardan mı tartışması başlıyor. Deneyler yapıldıkça iki grup da güçlü deliller sunuyor ve ispatlıyorlar. Böylece görülüyor ki ışık bir tuhaf. Hem fotonlardan oluşuyor hem de bir dalga gibi tek parça. Peki iki grup sonunda neyi farkediyor? Ölçüm cihazları neyse mesela parçacık ölçer, ışığın parçacık olduğu görünüyor. Diğer grup ise dalga öçümleri yapıyor.
 
Elinizdeki ölçüm ve kontrol mekanizması neyse evreni öyle algılıyorsunuz ve öyle saptıyorsunuz. Dikkat edin bu çok önemli kendinizi bir parçacık olarak algıladığınız için evreni parçalardan oluşan bir mozaik bir puzzle gibi görüyorsunuz. Oysa dalga kuramında evren bir deniz, tekil bir deniz, dışı yok hiçbir nesne diğerinden ayrı değil ve görünen uzaklıklar uzayla dolu, hatta maddenin kendisi bile karanlık madde denilen bu uzayın biçim almış şekli olabilir. Dünyanın parası akıtılarak kent büyüklüğünde dev makinelerde ispatlanmaya çalışılıyor bu saptamalar.
 
Bu bilgiler bize ne verir? Elimize ne geçer? İnsan beyni hem parçacık, hem dalgacık düzleminde hareket edecek kapasitededir. Binlerce yıldır bilgelerin anlattıkları ahlaki prensipler, olağanüstü algılar ve insanlığın gelişimi belki de tek bir canlı evren organizmasının parçası olmamızdan kaynaklanıyor. Belkide biz devasa bir sistemdeki beyin hücreleriyiz. Ama sanırım bir gün insanlık alemi de hayvanlar, bitkiler ve otomatik yaşayan tüm canlılar gibi dev bir uyuma merhaba diyecek. O günü beklemeden içimizden bazıları bir üst bilinç fonksiyonlarına taşınacaktır.
 
Saçma görünüyor değil mi? Tıpkı ilk kez denizaltıyla sualtına inen adamın sözleri gibi, tıpkı Kolombun hayalleri gibi, tıpkı demir kuşların (uçakların) havadan ağır şeylerin uçabileceğini söylemek gibi, tıpkı Ay'a gidilecek demek gibi. Bu saydıklarım ve binlerce büyük buluş insanın dışında bir şeyleri değiştirdi. Ama bu anlattığım buluş insan varlığını değiştirecektir.  
 
 

Çiçek Eller / Çakralar 1

Bir sabah kalktım ve bir baktım avcumda çiçek açmış.
Elde çiçek açar mı? Açarmış.
Dönen ışıklı bir çiçek. Aslında insan çiçekler beslermiş kalbinde, alnında, boynunda, başının tepesinde, aslında oralardan alırmış canını ve yaşama arzusunu.
Çakralar diyoruz, çiçeklerimize ya da Şakralar.
 
Kimileri para ile, kimileri parasız açtırıyor, bu aralar moda bu...
Çiçeklerini severek ve temiz yeyip, temiz düşünerek açan var mı çiçeklerini?
 
Ve görmek ne hoş insanları çiçekleriyle gezerken. Ve hastalık aslında solmuş çiçekler demek değil mi?
Sevgiyle beslenmeyen kurumuş çiçekler değil mi?
 
 Çiçeklerinize iyi bakın ey insanlar Babil'in asma bahçeleri sizde yaşıyor...
 

NATUREL FUARI 25 Haziran 2005

Açıkhavada "naturel" festival

Son altı yıldır kapalı mekanlardaki etkinlikleriyle kent yaşamında doğayı ve doğallığı özleyen insanlara hitap eden NATUREL Beden Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali, bu kez İstanbul'un merkezi Harbiye'deki Askeri Müze İç Bahçesinde 25-26 Haziran 2005 tarihlerinde, İstanbulluların açık havada keyifli ve doğal bir hafta sonu geçirmelerini sağlayacak.
Müzikle Terapi'den Cam Adam Yarışması'na, pan flüt dinletisi'nden beden perküsyonuna çeşitli etkinliklerin yer aldığı açık hava festivalinde oluşturulacak "Doğal Çarşı"da her tür doğal ürün de satışa sunulacak. Naturel Açıkhava Festivali'nin ilginç söyleşi programı içinde Monaco ve Fransa'da dans dersleri vermekte olan koreograf Lale Roché'un "beden farkındalığı ve oryantal dans" konulu gösterisi de yer alıyor.
Festiva A.Ş. tarafından düzenlenen NATUREL Beden Zihin ve Ruh Sağlığı Açıkhava Festivali'nde ziyaretçiler, ulu ağaçların gölgelediği bir havuz etrafında hasır yaygılara oturarak, "Astrolojide Sevgi ve İlişkiler", "Aromatik Yağlarla Hint Baş Masajı", "Egonun Ölümü" gibi değişik söyleşilere katılacaklar, müzik, dans, stres kontrolü teknikleri, t'ai chi, capoeira, beden perküsyonu gibi gösteri ve etkinlikleri izleyebilecekler. Festival'in dans etkinliklerinden birini, TÜMATA (Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu) Aktif Müzikoterapi dans gösterisi oluşturuyor.
Açıkhava Festivali'nde ayrıca Doğal Çarşı şeklinde masalar üzerinde teşhir edilecek gıdalar, takılar, taşlar ve kristaller, kitaplar, sabunlar, hediyelik eşya, vitaminler, şifalı bitkiler, giysiler, kozmetik ürünleri gibi çok çeşitli doğal ürünler satışa sunulacak; ziyaretçiler seyahat olanakları, spor, eğitimler, hobiler, doğal sağlık merkezleri, ekolojik kuruluşlar hakkında da bilgi edinebilecekler.

Tarih: 25 - 26 Haziran 2004, Cumartesi ve Pazar
Ziyaret: 12.00-20.00 arası
Yer: İÇ BAHÇE, Askeri Müze, Harbiye - İstanbul

Bilgi için:
Tel: 0212-219 7545 (pbx)
e-mail: info@festivaistanbul.com
www.festivaistanbul.com

Alındığı web sayfası : http://www.bugday.org/Newsletter/Weekly/2005-06-15.html

 

Bilgi Nedir?

Gerçeği tanımlayan evreni tanımlar. Evreni tanımlayan yaşamı tanımlar. Yaşamı tanımlayan kendisini tanımlar.
Bilgi iki farklı tarzda varolur ve yayılır.

Saklayıcı akıllardan, saklayıcı akıllara ve bu akılların bulduğu her çeşit ortamdan diğerine oradan da saklayıcı akıllara.

Ama bilgi canlıdır. Kendisini saklayacak kabı değiştirir. Aynı zamanda ondan da etkilenerek tekrar hareket eder. Dolayısıyla ben okur geçerim diyemezsiniz. Okuduğunuzla değişir ve sonraki bilgiye akarsınız. Olağanüstü akışkan bir görüntüdür bu. Büyük akan bir deniz kabaran, canlıdan canlıya sıçrayan zamandan zamana geçen ve her şeyi içeren.

Ancak tek bilgi kaynağı saklayıcı akıl değildir. Uzay asla unutmaz. Formun atom altı düzeyden makro düzeye kadar olası tüm şekillenişleri ve şekillenecekleri yokluk potansiyeli tarafından varedilmiş ve edilecektir.

Dolayısıyla ikinci metotta bilgi saklanmaz. Hep vardır. İnsan herşeyi bilir, o bütün isimleri bildiği için herşeyden üstündür herkesin saygıyla önünde eğildiğidir. Tüm isimleri bilen herşeyi bilir. Oysa insan aşağıdır da büyük bir hileyle küçük zihni keşfetmiş ve versiyonlarla yükselen ben öğreniyorum aklında yaşamayı tercih etmiştir.

Bunu anlayan gerçeği tanımlar. Gerçeği tanımlayan evreni tanımlar. Evreni tanımlayan yaşamı tanımlar. Yaşamı tanımlayan kendisini tanımlar.

Sihirli Bedenler

O bedenlerin kendileri
bir sihir nesnesine
dönüşmüştür.

Bulundukları boylamı ve
Enlemi herşeyi büken,
ve değiştiren minik bir
güneş, belki de karadeliklerdir.

Dünyanın gelmiş geçmiş bilinen ya da bilinmeyen kutuplarına.

Gurdjieff / İnsanın Gerçeği Kendini Bilmek

Doğu öğretileri, Batı'ya ruhsal gelişmeyi taşımakla sorumlu kabul edilmiş üstadlarla doludur. Bu ustalar Doğudan Batı'ya gelmiş, çalışmalar yapmış ve unutulup gitmişlerdir.

Bu genel kural Gurdjieff için de aynı. Kurmuş olduğu 4.Yol Öğretisi (Fourth Way) insan varlığının psişe ve beden ayrımından kurtulabilmesi, otomatizma diye tabir edilen yarı uykulu günlük bilincinden, farkındalığı yüksek bir alana geçerek varlığını,  yaşamını orada sürdürmesi için gereken alıştırma ve bilgileri içerir.

Gurdjieff öğrencisi Ouspensky gibi pek çok Batılıyı eğitimiş insanı geliştirme enstütüleri kurarak yüzyılın başlarında Avrupa'da yaşamıştır.
4. Yol ismini vermesinin sebebi kendisinden önce gelmiş olan Hint Fakiri'nin bedeni tam yönetmek için benimsediği Fakirin Yolu'nu, duygulara hakimiyeti içeren Rahibin ya da Sufi'nin Yolu'nu ve akla hakim olmayı hedefleyen Yogi'nin Yolu'nu alarak birleştirmesi paket çözüm olarak sunmasıdır.

Düşüncenin akıl içinde durmaksızın süren gevezeliklerini durdurmanın en önemli değişim aktivitesi olduğunu savunur. Benlikleri olan insan ancak içsel sessizlikle farkında olacak ve dünyayla düş perdesini aşarak temas edecektir. O zaman gerçek insana, olağanüstü bir canlıya dönüşecektir.

"Dur Alıştırmaları", ses ve müzik üzerine çalışmalar, evrensel bir kimya öğretisi ve danslar halen günümüzde yaşayan derneklerinde yürütülmektedir.

Hayatını anlatan filimden  (Gurdjieff, Meeting With Remarkable Men) kısa bir alıntı:

Bir çocukken babası Gurdjieff'i rahip olmaya götürür. Yolda bir yerde dururlar, büyük bir vadidir burası nefis ve kıraç bir dağ uzanır arkada. Halk oturmuş beklemektedir. Sonra yedi müzisyen gelir uzaklardan.
"Her 20 yılda bir bu eşsiz vadinin akustiğinde en iyi sesi ve sanatçıyı ararız, test ederiz. Ancak özel bir ses frekansı bu taşları titreştirebilir. Bu kim yapabilirse galipte odur"  der ahalinin yöneticilerinden biri. 
Sonra adamlar sırayla söyleyip çalarlar nefis ezgiler, şarkılar izlerken nefesiniz kesilir. Türk ezgilerini duymak ruhunuzu okşar. Ama hakemler beğenmez hiçbiri taşları etkileyememiştir.

Sonunda hafif tombul sarışın sakallı bir adam başlıyor neye üflemeye. Olağanüstü bir ezgi çalıyor En sonunda dudaklarıyla başlıyor bir ses çıkarmaya ney gibi ama metalik bir titreşim. Bir daha, bir daha böyle içine kadar ürperiyorsun. Adam dudaklarını kapatıyor ve ses dakikalarca ilahi bir titreşim gibi sürüyor, sürüyor, sürüyor. Dağı kaplıyor.  Sonra herkes sessizce kalıyor. Adama çok güzel bir kuzu hediye ediyorlar.

Gurdjieff, Meeting With Remarkable Men / Olağanüstü Adamlarla Buluşma

İNSANIN GERÇEĞİ KENDİNİ BİLMEK, kitabı bu konuda ilk okumanız gereken kitaptır. Derli toplu ve açıklayıcı kitap Ruh ve Madde Yayınları'ndan basılmıştır.

http://www.gurdjieff.org/ (Türkçe'de aralarında olmak üzere pek çok dilde bilgi veren site)
http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=ANUMOS84TN3EJ3G6CAC1 (İNSANIN GERÇEĞİ KENDİNİ BİLMEK)
http://www.ruhvemadde.com/kitap_index_kategori.asp?myps=4&kategori=9
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=gurdjieff
http://en.wikipedia.org/wiki/Gurdjieff
http://dukkan.dharma.com.tr/V1/Pg/BookDetail/Number/36
http://www.gurdjieff.org/msalzmann1.tr.htm
http://www.fourthway.info/
http://www.hermetics.org/okultizm.html

Soluğun Sırrı / Bir Nefes Bir Dem

Can, bir nefesle başlar, sudan havaya başlar, doğarak haykırarak başlar. Can bir nefesle gider. Can nefesle tazelenir. Hangi element bu denli sayılı, bu denli sık alınır?

Derler ki her canlının sayılıdır yeryüzünde nefesi. Bunu duyan bilgeler öğrenmişler, en derinden, en canlı soluk almayı, ömürleri uzatanın soluk sayısı değil, her solukta alınan can olduğunu bilerek.

Pranayama denilen özel yoga nefesleri, sufi nefesleri, savaş sanatları nefesleri, dalgıç nefesleri, pilot nefesleri, astronot nefesleri, şarkıcı nefesleri, asker nefesleri, heyecanlı nefesler, hasta nefesler, yumuşak nefesler... Bin bir çeşit nefes var dünyada. Her an yaşadığımızı farketmiyoruz. Ama canlı makinemiz her an yaşatılıyor. Besleniyor.

Soluk kalitesini arttırmak demek ilk bir kaç dakikada psikolojik sistemi sakinleştirmek, canlandırmak sonra bağışıklık sistemini güçlendirmek daha üst seviye bir bilince geçmek anlamını da taşıyor. Bu yüzden öfke / kaygı / stress yönetim programlarında ilk öğretilen şeylerden biri 10'a kadar sayarak düzenli nefes alıp verme.

Burundan nefes alıp vermek. İki burun deliğinin de açık olması. Ciğerlerden çok diyaframın kullanılması hep anahtar sözcükler.
Eğer düzgün nefes almayı öğrenirseniz aldığınız tek şeyin oksijen olmadığını farkedeceksiniz. Can soluklarda gizlidir. Belki görebilirsiniz.

Kuartz / Kuvarz / Quartz Kristal

Binlerce yıldır bilinip kullanılıyor, şimdi yeniden keşfediyoruz. Teknolojimizde içinde kuartz kristal olmayan cihaz yok gibi. Bütün makineler frekans ve zamanlama için kuartz kullanıyor. Saat çarpanları, radyo alıcıları ve bir çok dönüştürücü ile ertilmiş kuartzdan elde edilen bir çok şey.

Kuartzın doğal kusursuz formu çok çekici. Buz gibi görüntüsündeki asalet takı olarak ve ruhani çalışmalar için kullanılmış çağlar boyu. Esas amacı akılla yaratılmış belli imajları güçlendirmek saklamak tekrarlamak, kayıt tutmak ve belli bir titreşimi düzenli olarak yayabilmek olarak ifade edilebilir.

Deniz suyu ile temizlenir ve elde tutularak programlanırlar. Anlatılanlar bunlar. Bilimsel açıdan baktığımızda piezoelektrik etki denilen kristal formun sıkıştırılması ile elektrik eldesi çakmaklarda kullanılıyor. Beynin yaydığı elektriksel dalgaları düzgün moleküler yapısında (SiO2) tekrarlayabilmesi bir neden kabul edilebilir bunca değer verilmesine. Ülkemizde nispeten ucuz olan yarıdeğerli taşın çeşitli renkleri ve şekilleri bulunuyor. İşte birkaç link.

http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=4&soru_id=2383
http://www.iznik.gen.tr/ciniyeni/cini_ozell.htm
http://www.youthforhab.org.tr/tr/yayinlar/enerji/gunespilleri/fotovoltaik%20gunes%20pilleri.html
http://www.tse.org.tr/Turkish/abone/Standard_Ara.asp?Durum=IcsTablosu&Sira=1&EskiKod=31.140

Kirlian Fotoğrafçılık / Enerji Alanınızın Resmi

Bu ara çok konuşuluyor, yazayım dedim.  Reiki, yoga, meditasyon, 21 günde Aura görün derken iyice uçtuk toplum olarak. Kitapçılarda en çok satan kitaplara bir bakın, anlayacaksınız ne demek istedğimi. Ancak bu anlatacağım mesele ilginç.
Semyon Kirlian adlı Rus bilimadamı ve eşi 1939 yılında yüksek gerilim alanında fotoğraf çekilince canlı cansız her nesnenin enerji alanının görüldüğünü farketmiş. Mesela bir yaprağın yarısını kesince halen tamamı fotoda çıkmış. Hastaların enerjileri zayıf, eşlerin enerji alanları benzer, zararlı besinlerin enerjisi cılız vs. Site çok gezilesi bir yer. Ayrıca kameraları çıkmış bu teknolojinin. Yabancı kalmayalım. En azından haberimiz olsun. Fotoğraflar çok güzel

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN
http://www.gunesintamicinde.com/kirlian-fotografcilik-enerji-alaninizin-resmi/

Nerede yaşıyorsun?

Evrende mavi bir nokta, yaşamda sonsuz çeşitlilik. Sessiz karanlıkta bir zerre. Yaşadığın yer burası. Kıymetli dünya. Aslında bir mücevher uzayın gerdanında. Çok güzel değil mi? Bence çok güzel.  

Sinerji

1 + 1 > 2

Kısaca sinerji bu. Evrensel bir yasa var, hayatta parça ve dalga hareketi aynı anda cereyan eder. Yani her nesne aslında bir parçacık olmasına ayrı bir varlığa sahip olmasına karşın, dahil olduğu belli bir dalga üzerinde hareket eder. Denizdeki dalgalar gibi.

Dolayısı ile iki ayrı güç birleştiğinde daha önce yapamadıkları bir şeyi başarırlar. Mesela biri 40 kg. diğeri 50 kg. kaldırabilen iki insan. Toplamda garip bir şekilde 100 kg. kaldırabilirler.

Üretim ve toplum konularında bu fazladan oluşan enerjinin nereden kaynaklandığı hep sorulmuştur. Pek çok teori vardır bununla ilgili. Ancak en önemli unsur şu. Birlikten kuvvet doğar. Karşılıklı konulan iki ayna bir görüntüyü sonsuzluğa dönüştürebilir. Topluma hizmet düşünüldüğünden kolaydır. Çünkü elinizi uzattığınız kişiye elinizi uzattığınızda daha önce kendinizde görmediğiniz bir gücün kollarınıza aktığını göreceksiniz. Evrenin yolu böyledir.

Sen Değiş, Evren değişsin!

Quantum Fiziği, Einstein evrenini bir adım ileri taşıyor. Biliyorsunuz Newton evreninde, evrenimiz sabit kütle çekim kuralları, doğrusal zaman kütle hesapları ile tanımlanırdı. Einstein görelilik yasaları ile gözlemcinin konumunun ve hızının gözlediğini kendi referans noktasıyla tanımladığını söyler. Kısacası her nokta kendi ölçü sistemine sahiptir. Değişmez görülen ışık hızıdır. Garip olan şu ki doğa olaylarının, sosyal olayların kurallarından bağımsız olduğunu düşünmemiz. Oysa toplumsal olaylar bir şekilde benzer yasalara tabiiler.

Bir gazlar kanunu aynen toplumların dinamiklerine uygulanabilir. Kaotik ölçümler aynen borsa gibi hastalıkların yayılması gibi fonksiyonlara dayandırılabilir. Uzakdoğu'da biyometrik ölçümlerin falların bu denli yaygın olmasının altındaki teori bu olabilir.

Quantum fiziği ise daha önce olduğu gibi gözleyen ile gözlemcinin nesnel bir karşılaşma içinde olduğunu idda etmiyor. Biliyor ki ikisi birbirini etkiliyor çok uzakta olsalar da.

Yani siz hiçbirşey yapmasanız da sadece varolduğunuz için evren değişiyor. Tüm dünya farklı oluyor. Her insanın, her nesnenin her olayın size özgü bir yüzü var siz orada değilken onlarda öyle değiller. Ama siz bunu asla göremezsiniz. Çünkü siz görünce değişir.

Öyleyse sen değiş ve evren değişsin.

 

Krishnamurti

Krishnamurti'yi duydunuz mu? Yüzyılın başından beri dünyaya ışık saçan bir insan. Sözleri derin akılcı ve uçmanızı kaçmanızı garip şeyler yapmanızı istemiyor. Sizi soyup soğana çevirmiyor. Kurslar açmıyor. Bir insanın bir insanla konuşması nasılsa öyle konuşuyor ve bulmanız için sizinle sohbet ediyor. Dünyadan göçeli çok oldu ama sözleri ve hakikati bizlerle.

http://www.mihrace.net/?krishnamurti1