Süleyman 的个人资料Eski - site - kapatılmış...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


COSMIC DANCE / SEMAH

 
"UNESCO, Mevlana’nın doğumunun 800’üncü yılı nedeniyle 2007’yi
“Mevlana Yılı” ilan etti."
 
Mevlana binlerce yılda bir gelen enginlikte bir bilge. Her şeyde olduğu gibi şansımız sağolsun ülkemizde açmış büyük bir çınar. Mesnevi'si gerek edebi anlamda, gerek ruhani anlamda insanlara sonsuzluğu açan muhteşem bir armağan. Bir dilde belli bir şiir ölçüsüyle yapılmış en büyük eser. Elbette Mevlana'yı bizler sevgisi, derin hoşgörüsü ile tanıyoruz.
 
Hele hele ülkemizin birbirini anlamayan kütleleri için inanılmaz bir denge noktası. Bugün yaptığım bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
 
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörülükte deniz gibi ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol
                 Hz.Mevlâna Celâleddin-i Rûmi
 

"Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlâna, düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...” "Mevlâna, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... "
                                                                                                     Mustafa Kemal ATATÜRK

2007 Yılı Mevlana Yılı olarak ilan edildi. Bu benden küçük bir teşekkür sadece.

Kaynakça:
 
COSMIC DANCE / SEMAH

Cosmic Dance - Semah

Süleyman SÖNMEZ (c) Copyright. Basılı çalışmalarınızda kullanmak üzere lütfen izin alınız. ssonmez@hotmail.com

Mesleki Uzmanlık ve Mesleki Dil

"wanadoo der ki: İnsan hastalanınca doktora gider değil mi?

http://wanadooo.blogspot.com/2006/12/mesleki-uzmanlk-ve-mesleki-dil.html"

 
Yukarıdaki yazısı beni yazmaya itti.
 
Keşke bizim mesleğimizde böyle kalsaydı. Şimdilerde herkes bilgisayarcı, herkessss uzman.
 
Oysa 30 sn konuşsanız, programcıyım diyen kişinin trigger bilmediğini, recursive algoritma duymadığını; tasarımcı denen adamın leke analizi, renk teorisi okumadığını, gözün algılama çeşitlerini ve yaş gruplarının tasarım algılarını hatta yaşa bağlı göz bozukluklarının tasarım algısına etkilerini bilmediğini, tamirciyim diyen adamın bilgisayarda...
 
YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ >
 
 

Atamız'ı bir Video Kliple Analım

Atamız - Sindikat

http://www.youtube.com/watch?v=kkrPMYmYZHI


Hip hop tarzını sever misiniz bilmem. Ama Sanırım günün şartları ve ifadesiyle Atatürk'e yönelik yapılmış en güzel kliplerden biri. Grubu (Sindikat) kutluyorum.

Hepimizin başı sağolsun. Atatürk'ün ruhu şad olsun.

CUMHURİYET / HALKA HÜRRİYET / 83. YIL

Cumhuriyet, fikri binlerce yıl öncesine dayanan ama insanın insana köleliği ile çok uzun yıllar sonra gerçekleşen bir proje. İlk kez insanlar eşit, kanun önünde farksız ve kendini yönetme hakkına gelebilir duruma şurada baksanız üç yüzyıldan az bir zamandır sahip.
 
İlkel güdüleri, canlıları çeteleşmeye, kabile olmaya sürüler halindeki türler gibi tek liderin ezici iradesini takibe yöneltmiş. Ancak sonra insanı insan yapan o yüksek vasıflara en uygun yönetimin Cumhuriyet olduğu anlaşılmış.
 
Günümüzde de gelişmiş denebilecek ülkelerin yönetimleri Cumhuriyet yönetimiyken geri kalmış yönetimler diktatörlük, krallık ve benzeri şekilde yönetiliyorlar. Bu ülkelerin yöneticileri iyiyse ne ala, fakat kötüyse, ölene ya da devrilene dek - bu çoğu zaman bir ömür sürüyor - sıfatsız tebası işkence hayatı sürüyor. Bomba denemeleri yapan, kendi adına yeni kutsal kitaplar yazan, dış dünyadan soyutlayan, aldatan savaşa sürükleyen, moral değerleri oyuncak eden bu yönetimlerde bir zamanların Saddam yönetiminde olduğu gibi bir milli sporcunun maç kaybetmesi işkence görmesi için hak olabiliyor. Hak ve hukuk iki dudağın arasında. Üstelik o da günü gününü tutmuyor.
 
Böyle bir yönetimi bırakmayı güce tapan hiçbir yönetici istemez, isteyemez. Aleyhinde söz konuşulmasına tahammül edemez. Türkiye'nin demokrasi macerası kapatılan meclislerle dolu. Mutlak hakimken milletine yetkisini devredebilecek insanlar hem yüksek gönüllü, hem güven dolu, hem alicenap irade sahipleri olabilir. Çünkü onlar kendilerini adamışlardır.
 
Ne şanslıyız ki böyle bir insan önderliğimizi yaptı ve 83 yıl önce bize unutulmaz bir onur verdi. İnsana yakışır yaşama ve yönetilme hakkını. Anlayanlar oldu anlamayanlar oldu. Ama ne gariptir ki anlamayıp en ağır eleştirileri getirenler bile onun tanımladığı seçme, seçilme, çok partili seçim sistemi, Büyük Millet Meclisi ve kadınlara seçme seçilme hakkıyla konuşabiliyor ve eleştirebiliyor. Aksi olsaydı kurulacak olan - Tanrı korusun-  Türkiye padişahlığının aleyhinde konuşamazlardı.
 
Atatürk'ün Trablusgarp'ta falına bakan bir falcının yerlere kapanıp elini öptüğü "Sen Padişah olacaksın" dediği rivayet edilir. Elbette adamcağız "Reis-i Cumhur" kavramını düşünemiyordu. Uzun süre silah arkadaşlarının esprilerini göğüslemek zorunda kalan Mustafa Kemal Paşa için de anlaşılır değildi bu kehanet. Bu gün görüyoruz ki o bir diktatör değildi, padişah da değildi. En önemli konuları yeri geldiğinde mecliste, yeri geldiğinde cephede ve yeri geldiğinde kimilerinin bir türlü diplomasiden anlamaması sonucu çok eleştirdiği uzun saatler süren akşam yemeklerinde tartışmıştı. Bütün bunların anlamı vardı. "Ben söyledim siz yapın" demekten hoşlanmıyordu. Her işin uzmanlarıyla, ekiplerle, kurullarla, daha doğrusu insanla insanın sorunlarına çözüm arıyordu. Bir çok konuda olayın uzmanları kadar bilgili ve zekiydi. Türk diliyle ilgili önerileri düzeltebilecek, bağlaçları toparlayacak bilgisi vardı. Geometride bugün kullandığımız açı gibi bir çok terimi bizzat kendi bulmuştu. Ancak Cumhuriyet onun en büyük hayaliydi.
 
Bugün bir çok ortadoğu ve doğu ülkesinin karanlığında bir ışık gibi övgüyle konuşuluyor Türkiye Cumhuriyeti. Sorunlarına rağmen adım ve adım yükseliyor. İnsanları kendilerine yeterince değer vermese de övülecek örnekler sergiliyor. Bu şüphesiz Kurtuluş Savaşı'nda kendi kaderini düzeltmek isteyen insanların şehitliğiyle gelen bir ivme. Halen o günün ivmesiyle gidiyor bu ülke. O kanların tükenmesi, kuruyup unutulması mevzu bahis değil. Yediğimiz her şeye sinen o güzel Anadolu toprağı uğradığımız ihanetleri, dökülen kanları zorlukları ve zayıf anımızı, halen ve halen bekleyen toplumları anlatıyor. Biz bunları anlatmaktan bile rahatsız oluyoruz. "Yeter artık bu yıl da düşmanı denize dökmeyelim ayıp oluyor" diyoruz. Ancak onlar bugün şu sınırda, bu hava sahasında, şu AB konseyinde, o ülkenin meclisinde aleyhimizde bitmez bir kinle ve sabırla çabalıyorlar. Gençlerimiz her geçen gün güçlü olmaları gerektiğini biliyorlar. Bireylere ve insanlara nefret duymadan yaşamaya çalışıyorlar. Ancak iyi niyetle, saflık arasındaki o ince fark, Cumhuriyet kelimesinin o güzel kökünde yatıyor. Hürriyet.
 
"Cumhuriyet kelimesi Latince'de res publica sözcüğünden gelmektedir.. Egemenliğin halka ait oldugu bir sistemdir. Yalnız bir sınıfa aitse Aristokratik Cumhuriyet, halka aitse Demokratik Cumhuriyet adını alır... (shisha, 29.12.2002 21:55) Ekşisözlük"
 
 
Cumhuriyetle ilgili güzel videolar

Image Hosted by ImageShack.us

http://www.youtube.com/watch?v=S4DWAobdnFM (Atatürk'ün Cumhuriyetin 10. Yılı Konuşması 1)

http://www.youtube.com/watch?v=Cld4J5PpqtU
 (Atatürk'ün Cumhuriyetin 10. Yılı Konuşması 2)

29 Ekim 20006 Göztepe Parkı Yürüyüşü Videosu

 http://www.youtube.com/watch?v=wtmRkmOEVps

CUMHURİYETİN 10. YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE
ATATÜRK'ÜN NUTKU - ORİJİNAL

Türk Milleti!

Kurtuluş savaşına başladığımızın 15'inci yılındayız. Bugün
cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.

Kutlu olsun!

Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın
en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, Temeli, Türk
kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki
muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber
olarak azimkarane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kafi
göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve
azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri
seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve
kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet
seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş
asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket
mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok
çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da
muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri
yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk
milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve
çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda,
elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti
olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda
yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz
çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara
sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve
tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür. Türk milletine
çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda,
kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk Milleti,

On beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vaat eden çok
sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin
hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı
iman ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle
yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem,
az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün
unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki
inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi
doğacaktır.

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük
şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene!

Ankara, 29 Ekim 1933

http://www.burak-guemues.com/html/10_yil_nutku.html (10. Yıl Nutku Atatürk'ün el yazısı ile orijinal olarak kaynak site)
 

Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

Welcome to TURKLAND !

Gerçektende nicedir şu "Turkey / TÖRKİ" şeklinde söylenen ülkemin dış adına takmış durumdayım. Çok üzücü.
Resmi binlerce konferansta güzelim ülkemin adı Türkiye değil Turkey yazılıyor.
 
Ne acı ki herkesin bildiği gibi İngilizce'de bu "hindi" demek. Düşünün bir başbakanın, elçinin önünde hindi yazıyor. Üstelik "Noel hindisi" özellikle kullanılan anlamı. Argoda ise beyinsiz / enayi gibi berbat açılımları var.
 
Önünde böyle bir şey yazan ülkeyi enayi yerine koymak istemezler mi? Elbette isterler.
 
Ülkemi çok seviyorum. T.C.'nin hakettiği uluslararası isme kavuşmasını ve saygın arenada ismiyle de yer almasını istiyorum. Bunun için çoğu kişi Türkiye olsun diyor. Ancak mümkün değil bu. Nasıl Yunanlılar, Ruslar ve bir çok millet klavyeleri farklı olduğu için İngilizce bir söyleniş seçmişlerse biz de seçmek zorundayız. Çünkü artık yazılar el yazısı ile yazılmıyor ve İnglizce klavye tek ortak yön. Bu klavyede ü yok.
 
"England, Finland, Greenland, Ireland, (the) Netherlands, New Zealand, Poland, Scotland, Swaziland, Switzerland, Thailand..."
 
 
Bu konuda değerli bir akademik çalışma var.
Doç. Dr. Yalçın İzbul (Hacettepe Üniv. eski öğr. üyesi)
 
Sizi sitesine davet ediyorum.
 
Bende onun gibi nefis bir kelime olan TURKLAND'ı öneriyorum. WELCOME to TURKLAND!
 
 
 
 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

Sevgili çocuklar 23 Nisanımız kutlu olsun!
 
Dünya sizinle daha aydınlık ve gelişmiş yarınlara ulaşsın. 
 
Bir çok etkinliğe katıldım sizler için, bir eğitimci olarak yarınlarınızın daha iyi olması için çabalıyorum. Bilgi vererek ve yol göstererek hayatınızın bir parçası olmaya çalışıyorum, halen oyun oynuyorum halen uçurtma uçuruyorum ve istediğimde sizlerden çok güzel karşılık alıyorum. Çevremde bir sürü çocuk olduğundan çocuk kalbinin sevgisini görüyorum. Sizden öğreniyorum affedip unutmayı ve en sıradışı şekilde sormayı ve kulaklarımı kapatıyorum dünyanın öfkeli uğultularına, gözbebeklerinizde gezen ışığı seyrediyorum. Sabırlı ve güzel bir yol seçtim. Büyüklerin dünyasındayken sizlerle birlikte yürüyorum.
 
Küçük ellerinizin ve küçük bedenlerinizin içinde atan kalplerin ne büyük olduğunu çok iyi biliyorum. Kendinizi koruyun ve büyürken kendinize sadece iyileri örnek alın sağlıcakla kalın...

Gerçeğin İz Düşümünde Yollar ve Yollar

Bu yazıyı önemsiz diyerek geçmenizden korkuyorum. O yüzden her zamankinden itinalı seçiyorum kelimeleri.
 
Gerçeklik duygusu ve doğrunun ne olduğu hakkında.
 
Kimisi doğruyu bildiğinden emin, kimisi ise her kapıyı çalıyor. Kimisi daha soruyu dahi sormamış. Günler geçiyor ve zaman kısalıyor. Her birimizin belli bir zamanı var. Bu zaman sonunda sermayemiz bitiyor ve gidiyoruz.
 
Gerçeklik duygusunu gözlerinizin önüne getirmek istiyorum. Eğilmeyen, bükülmeyen, değişmeyen, medyatik ve toplumsal beklentilerimize göre değişmeyen sade ve en güçlü gerçeklik.
 
Gerçek nedir? Hakiki olan, yalan olmayan asıl olan. İnsanlar uzun yıllardır içlerinde bulundukları durumdan çıkma peşindeler, kimimiz başka bir işe, kimimiz tatile, kimimiz başka bir isme, görünüşe ve daha ötedeki başka bir şeye dönüşmeye çalışıyoruz. Kimimiz ise inatla bunu red ederek kıpırdamadan hayatına devam ediyor.
 
Oysa eğilmeyen bükülmeyen bir gerçeklik yaşamın her alanını kaplıyor, kozalarda insanlar bundan kopuk gibi kendi içsel yaşantılarını ve akıl dünyalarını sürdürüyor. Uyanmak gerek dendiğinde gözler sıkıca açılıyor dudaklar alaycı bir şekilde kıvrılıyor ve bir iki espri patlatılıp kafalar sallanıp gidiliyor.
 
Zaman akıp gidiyor. Sermayeler tükeniyor. Sessizlik ve hareketsizlikse bu yüzyılda gizleniyor. İnsanlar toplumun baskısıyla sessiz ve hareketsiz saf gözlem halinde kalmaktan çıkarılıyor. İşler artıyor, insan kayboluyor, küçük aklın sahasında yaşayan insan gerçekliği nefes ve nefes kaçırıyor. Sadece ölürken, ölürken açılıyor ve ne muhteşem bir senfoniyi patlamış mısır çiğneyerek ve bağırtıyla konuşarak kaçırdığını farkediyor.
 
Küçük insan dinlemiyor, ne ağacı, ne kuşu, ne geçen arabaların sesini ne kendi kalbinin atışını hatta şu an bu yazıyı okurken bile kendi aklının yorumlarını dinliyor yazıyı dinleyemiyor.
 
Küçük insan tüm mutluluğunu almış sırtına elinde sıkıca taşıyor. Mobilyaları, I-podları, en gelişmiş arabaları ve küçük dünyasıyla küçük adam zamanı bir gölge gibi yaşayıp ölüp gidiyor.
 
Sonra dönüp huzursuz soruyor. "Ben kimim? Neden varım? Nereye gideceğim? Ölünce ne olacak?"
Sorular cevaplanmıyor. Gerçeklik cevaplamıyor. Gerçeklikte soru yok.

Kredi Kartları yenileniyor, chipleniyor, Parolalar giriliyor. Yani ne oluyor?

Bu teknoloji kullanımını ilk kez İsviçre'de bulunduğumda görmüştüm. Satıcı aksanlı İngilizcesiyle "Kredi kartınıza biz dokunamıyoruz. Lütfen kartınızı takıp şifrenizi tuşlayın" dedi. Gerçekten çok daha etkili bir yöntem olduğunu düşünmüştüm. Sonuçta bir çok kredi kartında fotoğraf yok, her satıcı kimlik kontrolü yapmıyor, elbette imza tanımlama uzmanı da değiller.
 
Böylece artık 1 Nisan 2006 ile birlikte tüm kartlar chipli oluyor ve alışverişte size kart okuyucu uzatılıyor. Siz PIN (parolanızı) giriyorsunuz. (Şifre değil parola kelimesini kullanmalıyız aslında, şifre bilginin saklanma metodu)
 
Burada başa gelecekler :)
Satıcı diyecek ki "Abla, Abi, Amca şifren ne? Ben gireyim" Aman dikkat kesinlikle söylemeyelim. Sonra 3 kez tuşladınız yanlış oldu. Kartınıza el mi konacak ne olacak? Bunun gibi bir çok sorunuzun daha detaylı ve resmi açıklaması için aşağıdaki siteye girebilirsiniz.
 
 
http://www.chipandpin.com.tr/Demo.wmv (Olayı anlatan bir video)

Güneş Tutulması Hakkında

Güneş tutulacak. Sanırım bu birçoğumuzun anlamlar yüklediği sıradışı bir doğa olayı. Ne zaman Güneş tutulması dense aklımaçocukken izlediğim siyah beyaz bir film gelir. Beyaz adamlar ve ilkel siyah yerliler. Beyazların işi kötü, yakalanmışlar öldürülecekler. İiçlerinden biri bilimadamı sonra az sonra Güneş'in tutulacağını hatırlıyor ve usta bir mizansenle Güneş'i kendisinin kararttığına inandırıyor onları.
 
Güneş ve Ay Dünya üzerinde böyle sıradışı buluşmaları ve evrenin en büyük Gölge Oyunlarından birini sergilemeyi çok seviyorlar. Ama çağlar boyu bu olay ışığın kesilmesi olarak kabul edilmiş. Bilinçaltlarımız Güneş'in neleri temsil ettiğinin gayet farkında ilkel dinlerde Güneş'e tapıldığını da biliyoruz. Son zamanlarda ise Güneş enerjisinin vitamin oluşumlarındaki etkisi, hormonları tetiklemesi ve fotosentez gibi insanın güneşten enerji elde etmesi ciddi ciddi araştırılıyor.
 
Bütün bunların yanısıra insanoğlu bir çok cihaz ve yöntem geliştirmiş Güneş'i gözlemek için bir tanesini geçen tutulmada kullanmıştım. Bir kağıda iğne deliği açmak ve karanlık bir zemine bu dar yerden ışık düşürmek böylece tutulmayı gözleri kör etmekten izlemek. İsli kalın cam katmanlarını kullanmak gibi.
 
Ama artık bilim gelişti ve güneş gözlükleriyle bile bu olayı gözlemenin retina üzerinde yakıcı etkiler bıraktığını biliyoruz. Özel donanımlar kullanılmadan bu mümkün değil. Mesela tüm profesyonel fotoğrafçılar bilir ki direkt güneşe bakılmaz ve fotoğrafı çekilmez. Dijital makinenizin ışık alıcılarını yakarsınız. Aynı şekilde filtre kullanmanız gerekir.
 
Bu ay ki (Mart 2006) Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi çok özel bir malzemeden üretilmiş bir gözlük veriyor okuyucularına son derece ucuz ve bilgi dolu dergiyi almak için de bir fırsat bu.
 
Gelelim deprem ve güneş tutulması arasında bir korelasyon olup olmadığına. Açıkça söylemek gerekirse oldukça fazla okudum. Ayrıca yıllarca Astronomi dersi vermiş hocalarla, Hindistan alternatif bilim araştırıcılarının bilgileriyle yani zıt fikirlerle dolu tüm bilgileri dinledim.
 
Bilimadamları bununla bir bağ olmadığını, uzakdoğulular ise olduğunu düşünüyor. Açıkçası bir ölçüm yapmaktan çok uzağım ben böyle düşünüyorum demem de zor. Bilim bazen çok köklü bir teori veya kanun ile daha önce birbirini etkilemesi mümkün görülmeyen şeylerin birbirini etkilediğini ispatlıyor. Bilim tarihi imkansız olayları keşfetmiş dahilerle dolu.

Tokluğumu Yollasam

Anlaşıldı ki dünyadaki açları kimse doyurmak istemiyor. Herbirimiz sadece bir dilim ekmek ederinde bağışlasaydık açlığın olduğu her yerde iş olanakları ve tarım başlardı ve açlık, fakirlik sürüyor. Gelişmiş ülkeler gelişmemiş ülkelerin gelişimine muhtaç. Çünkü içinde bulundukları kapalı devre ekonomik sistem krizleri aşmak için tüketimi teşvik etmek zorunda.
 
Şimdi düşünüyorum bir sürü uluslararası kuruluş var. Ama dünyada hala açlık var. Trilyonlar silah sanayine gidiyor. Buraya kadar hep bildik şeyler. Hep bildiğimiz şeyler.
 
Şimdi size bir hayal dünyasını sunmak istiyorum. Adı "Bir parça paylaşabilirsin."
 
Düşünün siz bir şeye sahipseniz duygu ve beden olarak o sahip olduğunuzun küçük bir bölümünü diğeriyle paylaşabiliyorsunuz. Mesela uykusuz kaldınız. En yakın arkadaşınıza telefon edip "Dün iyi uyudun mu?" diye soruyorsunuz. Eğer uyuduysa size bir yarım saatlik uyku yolluyor. Cep telefonlarındaki kontör paylaşımı gibi.  
 
Ve böyle bir dünyada her gün tokluğumuzu paylaşabilirdik. Belki de obezitemizi de. Doymaz açlığımız ne zaman ki "doymaz doyurma isteği"ne döner, ne zaman açları ve yardıma muhtaçları ayağa kaldırmak için seferber oluruz aslında bedenlerimizden kaynaklanmayan o açlıkta biter.
 
Bugün dünyanın bir çok yerinde insanlar açlıktan ölüyor. Bir deri bir kemik bedenleri ve kaderlerini anlayamayan gözleriyle aslında büyük organik bir ailenin tok kardeşlerine ağır bir borç bırakarak ölüyorlar.
 
Ben bu sorumluluğu sanırım daha yeni kavrıyorum. Akılla bilmekle yürekte hissetmek çok farklı. Şimdi gidip size web siteleri önerebilirm para bağışı yapabileceğiniz ülkemizden ve dünyadan. Sonra siz onlara tıklayabilirsiniz. Ama böyle yapmayacağım. Sorumluluğu olduğunu ciddiyetle farkeden insan yardım etmek için yarışacaktır. Bir insanı insan yapan da budur.
 
 

Nükleer Enerji ve Türkiye

Nükleer santral bir semboldür. En büyük silah gücünü elinde tutanların sembolü. Atom bombasını.
Şu anda dünya devlerinin en belirgin özelliği tümünün nükleer enerji ve bomba sahibi olmasıdır. ABD, Rusya diyelim, Çin, İngiltere, Fransa gibi.
Bu ülkeler Birleşmiş Milletler'de asıl oy hakkı olan ülkelerdir. Diğer ülkeler gibi oyları üften püften değildir. Nükleer enerji santrali olmadan atom bombası yapılamıyor bildiğim kadarıyla. Atom reaktörü içinde zenginleştirme denilen işlem yapılıyor. O yüzden birileri ben enerji üretiyorum diyorsa inanmayın.
Ülkemize gelince bizim için durum son derece garip. Çok ama çok garip. Neresinden tutsak garip.

1. si bizim ülkemizde deprem fay hattı olmayan yer yok gibi. Depremsiz sadece bir iki il var sadece ve yeryüzünün bu denli hareketli olduğu bir bölgede böyle bir işe kalkışmak çılgınlık.

2.si tüm dünya nükleer enerjiyi terkediyor. Büyük ülkeler atıkları ne yapacaklarını bilemiyor. Amerika'da dev dağ içi - uçurum içi depolar var. Ama onlarda sadece kısa süreli çözüm.

3.sü dünyada enerji devrimi olmak üzere, artık 70'lerde yaşamıyoruz ki! Nanoteknoloji ile boya şeklinde istenen yüzeye sürülebilen güneş enerjisi üretici boyalar bulunuyor. Avrupa Enerji kurulları her evin kendi enerjisini üreteceği slikon bazlı olmayan güneş enerjisi panelleri araştırıyor. Gün, güneş günü.

4.sü Dünya devleri petrolü belli süre daha rezerve etmek için ülkelerinde kullanacak gibiler. Ama kısa sürede hidrojen yakıtlı enerjinin petrolün yerini alması bekleniyor.

5.si Birileri Tesla adındaki bilimadamının yeryüzü ve gökyüzü arasındaki gidip gelen elektrik yükünden yararlanıp enerji üretme projesini okumalı. Üstelik her kitapçıda satılıyor neredeyse.

6.sı Türkiye büyük ülke, ülkemi de çok seviyorum. Ama askeriye dışında hiçbir yerde hatasız iş görmedim. Bu nükleer santralin Çin sendromu denilen etkiyi üretecek şekilde nükleer çekirdeğinin eriyerek magmaya kadar indiğini ve magmayla radyasyonlu bir yanardağ yarattığını düşünmek bile istemiyorum. Bu uzmanlar tarafından çok anlatılmaz ve hafife alınır ama inanın bunun yanında Çernobil çatapat kalır.

7.si Nükleer reaktörlerin ürettiği enerjinin yerine sadece 80 lerde olduğu gibi basit bir tasarruf kampanyası yeterlidir. Toplumun dikkatini çekmek ve nükleer enerji istemeyenlere yol göstermek yeter.

8.si OLED aydınlatma ve ekran / TV sistemlerinin gelişi ile klasik aydınlatma / enerji talebinde çok ciddi azalma görülecektir.

9.su Yıllar önce bir nükleer tesisi gezdim. (Küçükçekmecede) size şu kadarını söyleyeyim o mavi parlaklığı Alfa saçılımlarını ve elimdeki Gaiger sayacını şaka yollu taşırken bile göstergelerle dolu o panelleri çocukça heyecanla gezerken bile bunun çok ama çok büyük bir kumar olduğunu ve jilet inceliğinde bir dengede yüründüğünü anladım.

Tüm fikirlerine katılmasam da teknik açıklamaları için okuyabileceğiniz bir yazı http://www.nuce.boun.edu.tr/va3.html
 
 
Zoque Forumda tartışıyoruz:
http://forum.zoque.net/showthread.php?t=21263

Atık Sulardan Toplumbilim Verilerine

Biliyorsunuz bir çok dedektif ve haberalma görevlileri izledikleri kişilerin çöplerini izler. Bilimadamları atık sulardan kanalizasyona akan bu pis dünyayı incelerken neler neler buluyorlar?
 
Toplumun ne kadarının uyuşturucu kullandığı, hormonları etkileyen etken maddeler, doğum kontrol haplarının atıkları, daha bir sürü şey. Ancak düşünüyorum da bir gün yaydığımız enerji dalgaları izlenerek toplumumuzun rengi, dokusu ve titreşim düzeyi saptanacak mı?
 
Köpeklerin kokularından insanların karakterlerini tahlil ettiği kadar ilginç bir olay. Ve evrenin büyük başarısı her şeyi temizleyip tekrar kaynak olarak sunabilmek için bu atığı yeyip temizleyecek bir canlı türünün mutlaka olmasında.
 
Biz değiştikçe doğadaki atık yiyiciler bakteriler ve azot döngüsü, su döngüsü nasıl değişecek kimbilir?

İş Güç Çalışmak Sağlık

İş ve çalışma ortamlarındaki sağlık ve ilgili yasalar hakkında çok güzel Türkçe ve İngilizce bir kaynak.
 
 

Internet ve Edebiyat

Bizim forumda (forum.zoque.net) güzel bir konu başlığı açılmış. Internet ve Edebiyat.

Yıllar sonra bulunan dost

Bir dost ne kadar önemlidir. Arkadaş değil dostsa.
 
Akif'le tanışmam şöyle oldu. Kadir Has Lisesi'ne başlamıştım. Herkesle tanışıyorduk. Sonra kızlar "Bir çocuk vardı. Senin gibi kitap okuyor. Jules Verne" dediler. İnanamadım. "Nerede?" dedim.
Hemen kolumdan çekiştirip götürdüler. Uzun saçları, dikkate değer burnu ve keskin bir zekayı aksettiren gözleriyle Akif karşımdaydı. Hızlı bir kütüphane sayımı yaptık. "Peki ya dünyanın merkezine seyahat? Onu da okudun mu?"
 
O an bilmiyorduk ama yıllarca süren bir dostluk, bir can kardeşliği o gün oluştu. Sonra sıra arkadaşlığı, dersler yıllar, yıllar... Nerede garip bir konu varsa girip kurcalardık. Parapsikoloji, siyaset, lazer yapımı, bilimkurgu, meditasyon, Tesla, asitler, Bilinmeyen ansiklopedisi ve her şeyden ötesi samimi ve dürüst bir dostluğumuz vardı.
 
İlk kez bir kıza aşık olduğunda onun yerine cesaret edemediği için ben gidip mesajını taşıyacak ve ret cevabıyla üzüntüyle dönecektim. Ama o komik tavrıyla masaya kafasını vururken bile hem acıyacak hem gülecektim.
 
Yıllar geçtikçe dünyanın farklı yönlerini görmeye başladık. O siyasi dünyada kendince haksızlıkları görmeye ve bir şeyleri değiştirmeye koyuldu. Bense buna inanamadım bir türlü. Birbirlerini sevmeyen anlamayan insanların sınırlı kaynakları asla cennet gibi bir dünyaya dönüştürmek için kullanmayacaklarını anladım. Derinliklerime bakmaya başladım. Dünyanın sırrının her nasılsa içimde gizli olduğuna inanmıştım.
 
Zaman üzerimizden akarken öyle çok şeyi paylaştık ki anlatılması zor zamanlardı. Bize kapıldığınızda sizi sürükleyen bir fırtınaydık. Birbirini çalıştıran dinamolar. Her sabah gelir gece yaptığı çizimleri gösterirdi.
 
Olağanüstü enerji yaratma makineleri. Henüz termodinamiğin ikinci maddesini öğrenmemiş olsam da (seneye mecburen öğrenecektim ve bu makinelere devridaim makineleri dendiğini de) ona bıkmadan usanmadan manyetik çekime dayalı, suyun kaldırma kuvvetlerini kullanan makinelerinin bir süre sonra neden duracağını ve sürtünmeyi anlatırdım. Pes eder miydi? Hayır! Sürtünmeyi sıfırlamak için havası alınmış vakum odalarda yapılacak sistemleri tasarlardı. Tesla'ya ve bulduğu enerji sistemlerine hayranlıktan gidip eskicilerden bir Tesla bobini satın aldı.
 
Bu satırları yazarken ruhumun derinliklerine iniyorum. Ne zor bir kayıptı onu kaybetmek. Kaybettiğim sadece bir insan değil hayatımızın yıllarıydı. Yurtdışına gitti. Bir türlü haber alamadım. Ortak dostlarımıza bıraktığım mesajlar ulaşmadı. Alışkanlık edindim. Neredeyse 2-3 ayda bir deliler gibi ismini kullandığı lakapları arattım. Yüzlerce Google sayfası aradım.
 
Ama yoktu. Ölmüş müydü, kalmış mıydı? Evlenmiş miydi? Dünya bir buldozer gibi üzerinden geçip tüm hayal gücünü ve heyecanını bitirmiş miydi?
 
Aklımda son bir konuşmamız vardı. Yıl 1989. Yaşımız 17 ne saçlarımız dökülmüş. Ne kilo almışız. Hayat parlıyor gözlerimizde. Ama ikimizde komplekslere sahibiz. Henüz hayallerimizden çok uzaktayız. O yurtdışına İngiltere'ye gitmek istiyor bense şu Etyopyalı sıskalığında vücuttan Conan gibi kaslı, güçlü ve uzun saçlı bir kahramana dönüşmeyi istiyorum. Ve hayalimiz şöyle. Yıllar sonra buluşuyoruz. Okulun önünde. O kırmızı bir spor arabayla geliyor. Ben de malumunuz Conan . Ve kutluyoruz birbirimizi. 2000'li yıllar öylesine uzak ki. Çoğu kişi kıyametin kopacağını düşünüyor. Belki de koptu. Ama anlamadık bile.
 
Bugün şaşkınım ve anılar hücum ediyor aklıma. Çünkü ziyaretçi defterimde ismi var. Beni bulmuş. Onu en son gördüğüm 1992 yılından sonra, tam 14 yıl sonra. Bir web aramasında adımı bulmuş ve tanımış beni.
Evlenmiş, bir kızı olmuş. Elbetteki özel hayatını anlatacak değilim.
 
Daha yüzünü görmedim. Ancak bildiğim tek şey var. Derinlerimde unuttuğum ergenlik-gençliğim geri geliyor. Binlerce anı. Elde sarkaç gezdiğimiz yerler. Arkadaşları. Öyle çok olay öyle çok olay.
 
Bu siteyi açtığıma sanırım en çok sevindiğim gün bu. Gözlerim yaşarıyor. Anlatılması zor duygular.
 

Toplumsal Davranışlar ve Fizik

Dün aylık Bilim ve Teknik dergisini okurken müthiş bir konu ilgimi çekti. Karıncaların düzenliliği ve organizasyon başarısıı sinir bozuyor olmalı ki (!) bilim adamları iki kapılı bir laboratuvar modelinde karıncaların iki kapıyı nasıl kullandıklarına bakıyorlar. Son derece akıllıca ve düzenlice kullanıyorlar.
Sonra belli bir miktar karınca zehiri ortama püskürtüyorlar ve panik başlıyor. Çılgınlar gibi tek bir kapıya yükleniyorlar. Biraz evvel ne yapacakları bilinmyen karıncalar birden bire  hesaplanabilir davranışlar gösteriyor.
Tıpkı yangın çıkan bir odadan kaçan insanlar gibi.
 
Birbirlerini iten, sürtünen insanlar, fizik bilimindeki  parçacık hareketlerini, sürrtünme, etki - tepki, moment ve bir yerde belki de akışkanlar dinamiğine uygun hareketleri yapıyorlar. Böylece garip bir durum oluşuyor.
 
Korku başlayıp normal akıl geri plana çekilip insan, içgüdü diyeceğimiz en alt düzey "hayvani kurtulma programı"na göre hareket etmeye başladığında, artık bireysel kararlar veren ve ne yaptığı öngörülemeyen kişisel irade enerji düzleminden otomatizma ve mekanik düzeye iniyor.
 
Bu toplumları yönetmek isteyenlerin, terör ve korku oyuncularının yüzyıllardır bildiği bir şey. İnsanı kontrol etmek için mekanik düzleme indirmek ve hedef göstermek yeterli.
 
Lütfen düşünün. Sonra dünya sosyal olaylarına bir kez daha bakın. Bu yeni bakışla çok şaşıracaksınız.

HANDY SEALER PLASTİK POŞET KAPATICI

İşe yarayan aletlere bayılıyorum. Şimdi size tanıtım yapacağım. Ama bundan hiçbir kazancım yok. Biz evde kullanmaya başlayınca çok beğendik durum bu :)
 
Nedir ne yapar? Efendim bir poşetin ağzını yapıştırarak kapatır. Trink gözler parladı, anlayanlar hemen anladı.
 
  • Buzdolabına konan herşeyi poşetlere koyar ısıtırak uçlarını yapıştırırsınız. 
  • Saklamaınız gereken giysileri daha büyük plastik kaplara koyar saklarsınız
  • Tohumları, hava almaması gereken dünya kadar şeyi hızla korumaya alırsınız
  • Bir belgeyi başka yere yollarkan bir plastik poşeti hava ve su almayacak şekilde birleştirerek korursunuz
  • İsterseniz bir poşeti ikiye böler, diker gibi iki sandviç için kullanır ve çevreye biraz daha az zarar verebilirsiniz.
  • Bir poşettekini açtıktan sonra tekrar ağzını birleştirebilirsiniz. Böylece tekrar kullanabilirsiniz. Mesela çerez, çips ambalajlarını tekrar kapatır bozulmasını önlersiniz.
  • Aletin altında bir mıknatıs var buzdolabına tutturuluyor.
  • Çocukların eli yanmasın diye koruyucu ön kilidi bile var
Not: Carrefour'dan aldık biz. Kampanyamı vardı bilmem ama web'den daha ucuza 7,90'a ( hep imrenirdim YTL gelmeden önce  dolar, sterlin falan gibi 7,90 demeye ) aldık. Yuvarlak hesap 8YTL. Bir de pil aldık bildiğimiz kalem pil. Oldu bitti.
Aşağıda özellikleri var.
 

Öğretmenler Günü Hediyesi

Evet bence bir şaheser ama beni çizdiği için değil sanatçı bu kadar güzel gözlemlediği için.
Okulumda 3.sınıf öğrencileri öğretmenlerinin her birine resimlerini çizip hediye etti. İki gün kendi resmimi bulamadım ve cidden moralim bozuldu. Sonra getirip teslim ettiler adım yok ama bu benim :)
 
İşte gözlüğüm kaşlarım, kafamda soru işaretleri ve rakamlar, omzumda bazen varolan bazen olmayan çantam, kilolarım ama saçlarım daha fazla çizilmiş yoksa bir umut mu bu :)
 
Etrafımda notebooklar. Söyleyin böyle bir hediyeye değer biçilir mi? Derslerine girmediğim halde beni tanımış izlemiş ve çizmiş. İnsan duygulanıyor. Şimdi bu resim kütüphanemim tam ortasında ve evimde. Blog siteminde ortasında olmasında bir sakınca yok bence :)
 
Teşekkür ederim Mısra,  öğretmen olmak böyle bir şey işte !
 
Sanatçı : Mısra Kubilay 3-A / IRMAK OKULLARI
 
 
 

Nestle Sütler ve Bizim Ambalajlara Birşey Olmaz

 NESTLE, 4 ÜLKEDE BEBEK SÜTLERİNİ TOPLATIYOR
ZÜRİH - İtalya'da, içindeki bir madde yüzünden tüketime uygun olmadığı gerekçesiyle bebekler için üretilen Nestle marka yaklaşık 30 milyon litre süte el konulmasının ardından, şirket, Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz'deki sütlerin önlem olarak piyasadan toplatılmasına karar verdi.
22 Kasım 2005 Salı -- 18:52:00

 http://www.anadoluajansi.com.tr/index.php?option=com_haber&Itemid=49#899664 

 NESTLE: ''TÜRKİYE'DEKİ NESTLE SÜTLERDE SORUN YOK''

İSTANBUL - Nestle Türkiye, İtalya'da ambalajlanmış süt ürünlerinde tedbiren alınan geri çekme kararının Türkiye için geçerli olmadığını, Türkiye'de tamamen farklı bir ambalaj baskı tekniğinin kullanıldığını açıkladı. Bahsedilen baskı tekniği ve ITX maddesinin Türkiye'deki hiçbir üründe kullanılmadığı vurgulanan açıklamada, ''Bu nedenle Türkiye'deki süt ürünlerimizle ilgili tüketicilerimizin herhangi bir kaygı duymasına neden yoktur'' denildi.
22 Kasım 2005 Salı -- 20:33:00
 
Ben yorum yapmıyorum. Haklı olabilirler çünkü. Ama eğer ambalaj baskı tekniğinde sorunlar varsa bunun tek bir firma ile ve sütle sınırlı olmaması ihitimali nedir? Düşünmeden edemiyorum.
 
 

Sağ olun Öğretmenlerim

Sağ olun öğretmenlerim.
 
Bir çocukken zor bir dünyaya adım attım ama şanslıydım, gerçekten taviz vermeyen ve vazgeçmeyen öğretmenler çıktı karşıma. Başarımla yetinmediler. En iyisini yapmamla yetinmediler. Yıkılmama izin vermediler. Basket oynayamadığım için takdiri kaçırmama izin vermediler, kitabi bilgileri verirken ruhlarını ortaya koydular.
 
Gerçekten işlerinin ne kadar zor olduğunu şimdi anlıyorum. Ama layıkıyla yapmayı kafanıza koymuşsanız. Arkamda bir tek öğrencimi bırakmayacağım demişseniz. Her öğrenci öğrenebilir, yolunu bulmalıyım demişseniz.
 
Branşım bilgisayar ama işim sadece öğretim değil eğitmekte, dolayısıyla insan olmanın ve topluma hizmet etmenin güzelliğini de sunmalıyım. Data hatlarının gizliliğini anlatırken bu data hatlarını gizleyenlerin ahlaklı olmasının neden gerektiğini de anlatmalıyım. Bilgisayarda diğer insanlara nasıl yardım edeceklerini de öğretmeliyim. Her şeyden önce bana öğretildiği gibi yaptıkları işe gönüllerini vermelerini öğretmeliyim.
 
Bunları yaparken ve yaptığım sürece biliyorum ki dünya en güzel öğretmenim.
 
Dinliyorum. Çöplerden yaşamını devam ettirenleri, bir balıkla gökte uçan martıyı, şarkıların anlattığı düşleri ve güzel gözleri ışıl ışıl öğrencilerimin ruhlarını... Tümünü dinliyorum. Güzel bir pınarın başında oturmuş bilginin akışını dinliyorum bazen avuçlarımdan bazen gözlerimden bazen dilimden akışını gözlüyorum.
 
Böylece biliyorum ki hayat öğrenmektir.
 
ANCORA IMPARO / "I'm still learning" / Hala öğreniyorum. Michelangelo