Süleyman's profileEski - site - kapatılmış...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Aşık Veysel Şatıroğlu

    BENİM SADIK YARİM KARA TOPRAKTIR.
     
    Dost dost diye nicesine sarıldım
    Benim sadık yarim kara topraktır
    Beyhude dolandım boşa yoruldum
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Nice güzellere bağlandım kaldım
    Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
    Her türlü isteğim topraklan aldım
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
    Yemek verdi ekmek verdi et verdi
    Kazma ile döğmeyince kıt verdi
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Adem'den bu deme neslim getirdi
    Bana türlü türlü meyve getirdi
    Her gün beni tepesinde götürdü
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Karnın yardım kazmayınan bel inen
    Yüzün yırttım tırnağınan elinen
    Gene beni karşıladı gülünen
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    İşkence yaptıkça bana gülerdi
    Bunda yalan yoktur herkes de gördü
    Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Havaya bakarsam hava alırım
    Toprağa bakarsam dua alırım
    Topraktan ayrılsam nerde kalırım
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Dileğin var ise iste Allah'tan
    Almak için uzak gitme topraktan
    Cömertlik toprağa verilmiş haktan
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Hakikat ararsan açık bir nokta
    Allah kula yakın kul da Allah'ta
    Hakkın gizli hazinesi toprakta
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Bütün kus'rumuzu toprak gizliyor
    Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
    Kclun açmış yollarımı gözlüyor
    Benim sadık yarim kara topraktır
     
    Her kim ki olursa bu sırra mazhar
    Dünyaya bırakır ölmez bir eser
    Gün gelir Veysel'i bağrına basar
    Benim sadık yarim kara topraktır.
     
     
    Aşık Veysel  artık yarinin kollarında.
     

    Güneş Enerjisi ile Yeni Dengeler

    Bildiğiniz gibi savaşlar enerji için çıkar, insanlar enerji için çalışır, hayat enerjidir. Enerji maddeye, madde enerjiye dönüşür.
     
    İlk etapta aydınlanma, ısınma, makineleri çalıştırma gibi vazgeçilmez nedenlerle enerjiye ihtiyacımız var. bizim teknolojimiz elektriğe bağlı. Başka ne olabilirdi?  Manyetik alanlar, elektrik motorları, direnç, akım, pil, transformatör, transistör vs. vs.
    Ürettiğimiz her makine içinden akım geçerek çalışır hatta bilgi bilgisayarlarda elektrik akışının anlık frekanslarıyla saklanır. Her çeşit bilgi bir akışa ve elektromanyetik dile çevrilmiştir.
     
    Şimdi bunlar size normal geliyor olabilir ama bana gelmiyor. Mesela güneşten, petrolden, sıcak sudan, nükleer enerjiden elde edilen her çeşit hareket elektrik enerjisine dndürülüyor. Yani akış halindeki elektronlara.
     
    Başka ne olabilirdi? Düşünün ışıkla çalışan ışık motorları, elektrik kullanmadan ışık depolayan ve sonra onu ısı üretmekte direkt olarak molekülleri hızlandırarak güneş gibi ısıtan sistemler ve iletişimde foton akışı, ışık bilgisayarlar diğer adıyla foton bilgisayarlar, artık kablolar yok, elektrik gibi taşınmıyor. Gökten akan ışık hatları. Işıkla tıp, vücut hücreleri ile ışıkla anlaşma ve ışık içinde bilgi saklama daha binlerce teknoloji. Ama elektron akışına dayalı elektrik değil. Belki barbarca bir metot bu elektron koparma salınım haline getirme.
     
    Evet daha zaman var bu fikirlerimin hayata tamamen geçmesine. Şimdilik güneş enerjisine dönelim. Yıllar önce saatlere, walkmanlere, hesap makinelerine takılan güneş pilleri muhteşem bir dönüşle dönerse şaşmayın.
    Daha önce vaat ettiklerini başaramamışlardı. Artık daha ucuza bilgisayar çipleri gibi slikon devreler fotonlardan elektrik akımı üretiyor. Artık daha verimliler. Türkiye gibi 4 mevsim ışık alan ülkelerde her bina kendi elektriğini üretecek. Böylece kazanılan enerji suyun ayrıştırılmasında hidrojen ve oksijen elde edilmesinde kullanılacak.
    Bu hidrojen ve oksijen yeni gelecek olan yakıt hücrelerinde yanmadan elektrik üretecek. Plan bu.
    Bakalım olacak mı?
    Bu konuda yeni bir teknoloji var sır gibi saklanıyor. Ama size söyleyeceğim. Bir nanoteknoloji firması boya içine konan nano hücreler yapıyor. Bu hücreler güneş ışığından elektrik üretiyor. İstenen yzey boyanıyor ve elektrik üretiyor. Düşünün seyahat çantanız, arabanızın dış kaplaması, binanızın dışı tümü enerji üretebilecek.
     
    Online kitap satın almak için:
     
     

    Görmek Nedir?

    Görmek nedir?
     
    Bir yolda yürürken dünyayı görüyorsunuz. Gözlerinize gelen imgelerin somut tanınmamış renk ve ışık bilgileri beynin süzgecinden tanımlanıp adlandırılıp ve şekle sokulup hatta sansürlenip geçiyor.
     
    Sonra bu adlanmış işaretlenmiş görüntüye dünyamız diyoruz.
     
    Oysa ki görmüyoruz. Görme de eksik bir şey yoktur. Sizi gören herkesin gözlemini içeren kendinizin de görüldüğü tam ve bütünsel bir algıdır görme. Sırtınız yüzünüz her yer tam anlamıyla içindedir bu görmenin. Kimilerinin görmesi öyle güçlüdür ki belli bir mesafede düşen toz taneleri bile görmeleri içindedir.
     
    Görme mümkün olduğunda insan varlığı ve canlıların tek katmandan oluşmadığını anlarsınız. Evren üst üste binmiş katmanlardan ve boyutlardan oluşur. Bu bahsettiğim görme gibi üstte pek çok görme katmanı mevcuttur.
     
    Hiç görenle görmeyen bir olur mu?

    Afetler ve Hovercraft

    Amerika'yı ve dünyayı vuran doğa olayları ürkütücü büyüklükte su hareketleri ile bölgelerin ulaşılmaz hale gelmesine yol açıyor. Kara yolları kullanılmadığında botlarla teknelerle ve helikopterlerle bölgeye ulaşılmaya çalışılıyor. Ama bir de tuhaf bir durum var. İnsanlar arasında fırsat kollayan aşağılıklar(!) yağma, tecavüz, gasp için çırpınırken gelen uçan her cisme ateş ediyorlar.
     
    Bir afet bölgesine kara deniz farketmeden en çok malzeme ve insan taşıyarak gidecek olan araç Hovercrafttır. Hava püskürterek yerden yükselen araç için su yada zemin farketmez böylece bir kısmı sularla kaplı bir kısmı toprak olan her zeminde yola devam edebilir.
     
    Afetler için Türkiye'de diğer ülkelerde bu Hovercraftları satın almalı ve afet bölgelerinde kullanmalıdır. Özellikle İstanbul gibi İzmir gibi şehirlerde ve Bulgaristan'dan gelen baraj sularının yarattığı sellerde çok işe yarayacaktır. Askeri güçlerde de hovercraft bolca bulunmalıdır. Olası bir Mamara depreminde bölgeye en hızlı ulaşım bu şekilde olacaktır. 360 derece manevra kabiliyeti, deniz otobüsünü aşan hızı ile gerçekten güçlü bir araç.
     
    http://www.hoverwork.co.uk/video.html   (videolarla hovercraft )

    Öğrenme ve Beyin

    Bir şeyler öğrenmek için harcadığımız bir ömür var. Oysa bilgilerini doğuştan getiren koca bir hayvan dünyası uyanın diye göz kırpıyor.
     
    Yoksa bilgiyi almak zorunda değilmiyiz? Bilgiyi almak için kullandığımız tüm metodoloji, tüm uğraşlar yerine bir kerede bilgi aktarılabilir mi? Ya bisiklet sürme, yazı yazmak gibi motor becerilerine dayalı öğrenme gereksinmelerinde farklı ve son derece hızlı yollar varsa?
     
    Hızlandırılmış eğitim bir hayal değil. Ama bilinçaltını programlamak son derece tehlikeli bir toplumsal silaha dönüştürülebilieceği için asla genele yayılmıyor.
     
    Uykuda öğrenme, hipnozla öğrenme gibi bilincin direncinin en düşük olduğu aklın kapılarının tamamen açık olduğu konumlarda öğrenme hep tartışılıyor.
     
    Bir Arnold Shwarzenegger filminde klonuna hafızasını aktarmak için olağanüstü bir teknoloji kullanmışlardı. Foton demetini gözden gönderdiler. Bu demet göz sinirleri aracılığıyla beynin nöronlarını hızla dolaştı ve tüm nöron sistemini taradı. Geriye çıktığında tüm kanalların haritası vardı ve ışık holografik olarak hafızayla yüklenmişti.
    Klona aynı ışık demeti gözden gönderilince artık onunla ilgili herşeyi biliyordu.
     
    Düşünün! Bilgi nasıl iletilebilir?
     

    Gömlek yaka boyu ve ergonomi

    Takım elbise biliyorsunuz saldırgan erkek türünü sakinleştirmek için bulunmuş bir şeydir. :)
    Lafı uzatmayayım. Boynum biraz kalın. Uzun yıllar spor yaparak güçlendirdiğim için kendime uygun gömlek bulamıyorum. Boyna göre alsam gövde büyük, gövdeye göre alsam boyun sıkar nefes alınmaz.
     
    Yıllardır şans eseri bir gömlek markasında bulursam hemen 3 tane alırım. Gömlek düğmelerim biraz dışa alınır. Terziye versem tam olacak mı bir de düzeltme masrafı diye düşünür dururum.
     
    Bu gün bir mağazada Cotton Bar marka gömleklerde Fit beden gördüm. Bu müthiş. Böylece bedeni boyna göre alıyorsunuz ama gövde vücudunuza tam oturuyor. Oh dedim. Bence fiyatı henüz yüksek ama yeni sezon düşecektir. Düşünce 400 - 500 tane almalı ve bir daha bunu düşünmemeli :)
     

    İstanbul Boğazı Depremle Kapanırsa Ne Olur?

    Eğer Allah korusun bir şekilde Boğaz deniz trafiğine kapanır. Karadeniz ve ya Ege diğer tarafta kalırsa ne olur ? Türkiye'nin jeopolitik önemi ne olur?

    Hayat nasıl değişir? Petrol tankerleri ne yapar? Dünya konsersiyumları biraraya gelip boğazı yeniden açtırmak için devasa borçlarndırmalar(!) ile kredi mi verirler? Bombayla açmayı mı denerler? Gerçekten ne olur?

     

    AY'A NASIL GİTTİK?

    Aya barışla gittik. Neden gezegen üzerindeki her yere barışla gitmiyoruz. Ve Ay'a gittik mi? Bu iki konuda pek çok şey okuyorum. En son izlediğim alternatif belgeseller Ay'a gidiş filmlerinde pek çok teknik hata ve sahte görüntü olduğunu gösteriyor.

    Barışla gitmeyi bırakın yoksa gitmedik mi?


    "Here men from the planet Earth first set foot upon the Moon July 1969, A.D. We came in peace for all mankind."

    http://www.nasa.gov/audience/forkids/home/F_First_Person_on_Moon.html

    Bana Fotonunu Ver :)

    Bilimadamları gösterdi ki bir foton(ışık demetini) iki parçaya ayırırsanız eşleşmiş parçaların biri Çin'de biri Kutup'ta olsa da aynı anda aynı hareketi yapıyor. Nasıl olurda haberleşirler aralarında ışıktan daha hızlı bir bağ olmalı. Neredeyse telepatik bir bağ.

    O yüzden sevdiklerim bir fotonunuzu verin ve bir fotonumu alın. Sevgi anlamak ve paylaşmak demek değil midir? Sevgi bütün olmak değil midir?

    Gül aldım kendime :)

    Bugün önce cep telefonumu taxide unuttum. Sonra aradık adam açmadı. Yüzümüze kapattı defalarca.  Sonunda telefonun gittiğine kani oldum. Önce GSM operatörümü aradım hattı aramaya kapattım. Ama biz arayabiliyoruz telefonu. Sonra Cumhuriyet Savcılığı'na iyi bir uğraşarak dilekçe verdim. Sonuç şu cep telefonunuzun IME numarasını kendinize e-mail atın. Dursun bir yerde bir de nereden alındığını ve tarihini.

    Sonunda dönerken öyle bir sıkılmışım ki bir çiçek satıcısı gördüm. İçimdeki iyiliğe gül almak istedim. Hayatımda ilk kez ne öğretmenlerime, ne anneme ne sevgilime demeden kendime gül aldım. Beyaza yakın yavruağzı şu an bile içimi okşayan yaradılışın en güzel nesnelerinden biri.

    Sonra aldım ve gittim kadının bağrışlarıyla kendime geldim. Para vermemiştim :) Of! Of! Bir güzellik yapayım dedim. Onu bile tam beceremedim. Bugün evden hiç çıkmasam daha karlı olurdum.

    Yine de gülün güzelliğini paylaşıyorum sizlerle. Kara Kule'de ki Stephen King'in anlattığı yüreğimi açan ilahi gül gibi evrenlerin kalbindeki bir gül.  

    El-Radyasyon

    Dünyayı vuran sessiz tehlike. Nesneler radyasyon yayıyor!
    Doğal halde zaten nesneler bir radyasyona sahip. Yarı ömür denilen bir kavramla sürekli tükeniyorlar. Her şey tükenişte ve bozunumda. Ama çevremizi saran cihazlar hızla tükenen maddelerden oluşuyor. İşte şu an bu yazıyı okuduğunuz cihaz bir ölüm makinesi ve EL-RADYASYON örgütüne üye. Dünyanın en tehlikeli cihazları yaşadığımız yerleri çevrelemiş.

    Salonlarımız, mutfaklarımız, ofislerimiz casuslarla ve gizli düşmanlarımızla çevrili. Her an, her dalga boyundan saldırıyorlar bize. Bir kısmı beynimizi alfa ritmine sokuyor, yarı uyku halinde bakıyoruz onlara, bir kısmı ise yorgun düşürüyor, eneji alanımızı darmadağın ediyor.

    El-Radyasyon'a bağımlıyız. Onsuz yaşayamıyoruz. Belli bir doz almak zorundayız. Her gün içmek zorundayız, iyonize havadan soluklarla süslenmiş ışın şerbetlerini ve sarmalıyız manyetik alanların görünmez örümcek ağlarını, bedenimizin çevresine. Onlar bizi sarıp ninnilerle uyuturken yavaş yavaş çok önemli bir şeyler yaptığımızı düşünmeli. Asla sessizce oturmamalı asla dünyayı izlememeli, bir ağaca sarılmamalı bir bebekle yuvarlanmamalıyız. Bir şeyler yapmalıyız. Duramayız. Durursak El-radyasyonun tatlı kollarıyla sardığı uykusundan uyanabiliriz.

    http://www.yankee.com/license_radiation.html


     

    www.gunesintamicinde.com 'a taşındık :)

     

    Nasrettin Hoca ve Zen

    Bilir misiniz Zen'i ? Uzakdoğunun en gizemli fakat bir o kadar da matrak felsefelerinden biridir.

    http://www.mihrace.net/?zen adresinde anlatmıştım. Şimdi Zen'in engin hakikate espritüel ve Koanlarla yaklaşması üslup olarak Nasrettin Hoca'nın fıkralarını nasıl da çağrıştırıyor? Dine, yaşama, ölüme bakışı. En korkunç olaylara, hırsızlara, üçkağıtçılara verdiği cevaplar nasıl da çarpıcıdır. Koca bir göle maya çalması kadar, karısının ölümünü küçük kıyamet, kendi ölümünü büyük kıyamet olarak görmesi, eşeğiyle dağda konuşmaları, fil için Timur'a gidişi, Azraille pazarlıkları, her biri eşsiz bir görmenin izlerini taşır. Dünyanın merkezinin bulunduğu konum olduğunu iddia edecek kadar zeki, bilginin her şey demek olmadığını kanıtlayacak kadar paradoksaldır.

    Bence Nasrettin Hoca bir Türk Zen Ustası'dır
    Mezarının her yanı açık(!) koca kilitli kapısı her zaman Zen tapınaklarının geçitsiz geçit sözlerini anımsatır bana. Tek başına duran boyut kapılarını. Gören gözlerin akıllarında açılacak kapıları.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Nasrettin_Hoca
    http://www.eskisehir.gov.tr/index.aspx?id=61
    http://www.parkcity.ne.jp/~umi-neko/sonrisa/sonrisa7.htm
    http://www.benimsayfam.com/fikra/kategori.asp?kategori=Nasrettin%20Hoca  (Fıkralaları)

    Sevgi -2

    Gün gelir bir yetişkin gözüyle tanımlamak istersiniz sevginizi. Taşlara vurursunuz, dağları tartarsınız, güneşlerin en derin yerinde fırınlara atarsınız, nefesiniz kesilene dek kendinizi ona teslim edersiniz.

    Sonra anlarsınız. İnsan en kötü şeyi bile sevgisi uğruna yapıyor. Ne var ki kimi sevgisini nefsine yöneltmiş, kimi bedenine, kimi hayvana, kimi doğaya, kimi karşı cinse, kimi ise Tanrı'ya.

    Sevgiler çekim için var. Bir yerden bir yere gitmek ve orada kalabilmek için var. İnsan sevdiğiyle birarada olur. En azından o yöne doğru yola çıkar. Bedeni hapis olsa ruhu kanatlanır.

    Anlarsınız ki sevginin katmanları var. Öğrenilen bir şey sevgi. Zaten hep alınan nefes gibi içimizden yayılan bir rayiha. Yaşamı yaratanın en güzel hediyesi. Sevmese yaratır mıydı bizi? Sevmese en pise de, en kötüye de can verir miydi?

    Öyleyse sevgimizi alalım elimize, bakalım. Sevgimiz neyin sevgisi. Kime sevgi? Aslında sevgi büyüdükçe yürekte ışık saçmaz mı? Kaygısızca, korkusuzca, yitirmeden yayılan bir koca çekim alanı olmaz mı? Sevgi benleri yakmaz mı?  Yakar, yakar, yananları gözlerinden tanırsınız. Sizi olduğunuz gibi seven gözlerinden tanırsınız.

     

    Bırakınız Satın Alsınlar! / Teknoloji Psikolojisi ve Tüketici Davranışları

    İşletme Fakültesi'nin gözlerimi açtığı(!) yıllardan güzel bir bilgiyi sadeleştirerek sizlerle paylaşmak isterim. Bir pazarda, arz edilen mal ve hizmetlerin tüketicileri 3 ana kategorik davranışa uygun hareket ederler.

    Liderler denen ilk grup; o mal ve hizmet kategorisinde öncü olabilmek, özel olabilmek, merak, yenilik arzusu, ilerleme isteği gibi çok çeşitli motive edici nedenlerle ürün veya hizmeti ilk satın alanlar olurlar. Maddi olarak ürünün ilk kez çıkışından kaynaklanan eşsizliği, ederinin üzerinde fiyatlanmasına neden olsa da bu grup maliyetleri göz ardı eder.
    Sloganları "Yenilik = Karizma, Güç ve Enerjidir"

    Ortalama tüketicilerse, Lider davranışlarını yakından takip eden, ürünü onlar aldıktan belli bir süre sonra, maddi nedenlerle, alışma güçlüğü, önce başkaları denesin, gibi temkinli olma istekleriyle satın alanlardır.
    Desturları "Ürün listesindeki en son çıkan ürünün 1-2 eskisi idealdir". Hataları görülmüş, upgradeleri yapılmış(!),  fiyatı düşmüştür.

    Arkadan Gelenler, Lider gruba pek hayranlık duymayan, ancak Ortalama Tüketici Grubu'nun "Ama herkes kullanıyor" baskılarından çekinerek toplumsal rüzgara uyum sağlama gayretinde olan, aslında ürüne duydukları ihtiyacı yüzde yüz belirginleştirmemiş gruptur.
    Anahtar cümle "Aman canım bunun nesi var işimi görüyor işte " :)

    Sözkonusu teknoloji olduğunda bu üç grup çok önem taşıyor. Örneğin Intel mikroişlemcilerini piyasaya sürerken hisse senetlerinin değerlerini korumak amacıyla verilmiş mikroişlemcileri taahhütlere uygun zamanlarda piyasaya sunuyor ve ancak yeni ürün piyasaya çıktıktan belli bir süre sonra eski ürünlerde fiyat düzenlemesi yapıyor. Fiyatla yapılan bu oynamalar bir süre sonra tüketici alışkanlıklarında kesin çizgiler oluşturuyor.

    AR-GE (Araştırma ve Geliştirme) Masrafları ise sabit gelir kabul edilip üretilen ürün başına hesaplanır. Yani bir ürünün geliştirilmesi için 50 milyon dolar harcanmışsa tahminen kaç adet satacağınızı öngörmeniz ve birim başına yansıtmanız gerekir. Oysa bu üç grubun varlığı işleri değiştirir. Pazardaki ilk bulunma süresinde ürüne yansıtılan AR-GE giderleri ve reklam giderleri yüksek olur. Peki bunu kim öder? Bravo bildiniz. Liderler grubu. Dolayısıyla kime çalışırlar? Biz (umarım sizde bu gruptasınızdır :) ortalama tüketicilere!

    Öyleyse sloganımız ne oluyor? Evet, BIRAKINIZ SATIN ALSINLAR!, Çünkü teknolojiyi sübvanse edenler onlar.

    Sevdiğim kadına, eşime...

    Sevdiğim kadına, eşime...

    Sonsuz sabrıyla karanlıklarda elimi bırakmayan hayat arkadaşıma,
    Işığı ısrarla gösteren gözlerindeki ışık parıltılarına,
    Yaşamı değerli kılışına,
    ve sevgisine,

    mektup

    Vahşet, Acı ve Kürk

    Bugün bir arkadaşım acı dolu bir sözle yazdı. "Süleyman bunu sitende yayınlar mısın? Bu iğrençlik dursun" Raporum bitince bakarım dedim. Açtım verdiği siteyi. Daha önce de kürkü için öldürülen yavru fokları görmüştüm. Kürk zarar görmesin diye sopalarla öldürülen yavru fokları.

    Ama bu seferki öyle incitti ki ruhumu etrafımda insanlar olmasa ağlardım. Gözlerim yaşardı defalarca yutkundum. Nefesim kesilerek izledim, izledim. Dakikalar sonra dayanamayıp kapattım. Allahım bu nasıl bir dünya? Ve bu nasıl bir insan. Canlı bir hayvanı kürkü için öldürmeyi tasvip etmesem de anlıyorum. Binlerce yıldır yapılıyor. Ama herşeyi yapmanın bir yolunu bulmuş insanoğlu. Bu gördüğüm en korkuncuydu. Daha sağken yerlere vurulurak yarıcandan edilen sonra ölmüş mü ölmemiş mi bakılmadan ayakları kesilen ve canlıyken derisi soyulan hayvanlar sanırım Rakun.

    Onlar hayvanlardan aşağıdır denir ya. Tanrım gerçekmiş. Yüreğim öyle acı, öyle öfke ve çaresizlikle dolu ki kamera dakikalarca titreyişini gösterdi o masumun. Sonra herşey başına geldikten sonra bile sağdı. Nasıl anlatayım Yarabbim. Linki vermeyeceğim. Çocuklarda okuyor sitemi. Bunu görmek ruhlarını incitecektir. Ama şu kadarını söyleyeyim. Kürk görmek istemiyorum. Üzerlerinde asıl sahiplerinin korkusu ve kanı olan bir şeyi giymek istemiyorum. Artık kimsenin giymesini de istemiyorum. O rakun o insan kadar bilincindeydi herşeyin, sıranın kendisine gelişini ağlayarak evet ağlayarak bekledi. Yutkundu. Ve kurban oldu. Gözümün önünden gitmiyor. Ömür boyu gideceğini de sanmıyorum. Orada onun o zavallı varlığın yüreğiyle benimde bir yanım öldü. Bileylendi bir yanım. Dünyada neden varolduğumu düşündüm. Değiştirmek için geldiğim dünyada uğraştığım şeylerin değersizliğini gördüm. Kurtarılacak o kadar çok can var ki hem insan hem hayvan. Bir yumru yine boğazıma tıkandı. Artık yazamayacağım. 

     

    Kontakt Lens mi Gözlük mü?

    Çok klasik bir görüntüyle 18 senedir dolaşıyorum. Yaş 31 ve 13 yaşımdan beri demek bu. Gözlükten bahsediyorum. Bıktım artık bir çerçeve ile dünyayı görmekten. Önce laser ameliyat olayım dedim. Olanlar genelde memnun olduklarını söylüyor. Ama biraz daha bekleyelim bilgisayar programı gibi habire gelişimişi çıkıyor dedim kendime.

    Gittim bir deneme lensi aldım. (Lens denmez kontakt lens denir!) Sağolsun arkadaşım Asım teknik destek konusunda öneriler verdi. Focus Day & Night aldım. Amacım reklam yapmak değil bu sefer (!). Oksijen geçirgenliği yüksek olan ve çok uzun kullanılabilen bir lens türü.

    Ama ilk kez takan için bir alışma süresi var lenste. Mesela eliniz temiz olacak. Gece temizleme suyuna koyup sabah tekrar takacaksınız, düzü tersi var, en çok karnımı ağrıtan da bu :) bunların dışında kullanması gayet huzur verici. Koskoca bir TV alıp eve getirmişsiniz gibi.

    Bilgisayar karşısında 10 saat gibi günlük kullanımım olduğu için arada gözlerim kızarıyor. Ama alışmaya başladım sanırım. Lens mi gözlük mü diyenlere; yapabiliyorsanız lens.

    ÖNEMLİ NOT:  Kontakt Lens kullanımı -benim yaptığım gibi- önce bir doktora gidip muayene olup, gözünüzün uygun olup olmadığını + numaranızı tespit ettirerek, deneme lenslerini aldıktan sonra yapılması gereken bir durumdur. Ama kullanımdan doğabilecek tıbbi nedenlere dayanmayan tüm olumsuzluklardan dolayı sizi uyarmak görevimdir. Özellikle gözümün rengi değişsin mavi, ela falan olsun diyorsanız yine de doktora görünmelisiniz)

    http://www.uyandiginandanetgor.com/
    http://www.lensal.com/
    http://www.9mmsfx.com/lenses.html   (Garip lensler çok eğlenceli. Ama dedim ya,  doktora önce bir gitmeli)

    Kutuyu Kapatın!

    Kutuyu biliyorsunuz, önünde cam var. İçinde görüntüler var. Bir kaç dakika bakmaya başlayınca bir daha başından kalkılmaz. Evet, TV bildiniz. Bugün onu kapatın. Neden mi? Beyninizin Alfa ritmine(uyku hali) geçmesi için 45 saniye yetiyor. Son araştırmalar bunu bildikleri halde izleyicilerin uyanık kalamadığını gösteriyor. İzlemek pasifize ediyor.
    Kendinize ve sevdiklerinize zaman ayırın, birlikte kitap okuyun, tartışın biriniz okusun diğeri dinlesin. Çıkın dışarı, gece geç geliyor artık dünyaya. Denizi ve gökyüzünü seyredin. Seyrettiğinizde sessizlik gelecek ruhunuza ve yenilik ve tazelik ve yaşama sevinci. Karşısında sızıp kalarak yenilen ve uyanıklığını feda ederek ezilen ruhunuza, kendinizi algılıyışınıza yeni bakış gelecek.

    Kutuyu kapatın. Kutu sizin uyuşturucunuz, en az Internet kadar.

    Karikatürün tüm hakları Behiç AK'a aittir. Örnekleme amacıyla kullanılmıştır.

    Sevgi - 1

    Sevgi  hakkında okudum bir kitaptan evvelsi gün. Yeryüzünde öyle insanlar yaşamış ki arkadaşlarının hayallerinin gerçek olması kendi hayallerinin gerçek olması kadar kalplerine huzur verirmiş.

    Tek bir cümle, tek bir cümle dondurdu aklımı. Geceye kadar döndü durdu ruhumda. Bu nasıl olur? Para mı biriktirmişim, son model bir araba alacağım ve biliyorum ki bir çocukluk arkadaşım onun için deliriyor. Gidip ona hediye ediyorum. Bu bana keyif veriyor.

    Ya da yanımdaki insanları öyle seviyorum ki ha ben ha o farketmez diyorum. Ama fanatikçe değil. Ahmet için ölürüm, öldürürüm değil. Uzağımdan gelen Mehmet için de aynı sevgiyi beslemek, başka türlü düşünememek.

    Sevmiş olmak için değil, arzularımı beslediği için değil, istediğim gibi olduğu için değil. Özüm sevgi olduğu için sevmek. Bir çiçeğin çiçek olması gibi. Güzelliğin onun ayrılmaz bir parçası olması gibi. Doğasının sevmek ve sevilmek olması gibi...

     

    MIRILTI BALIKLARI Roman olacak Sanırım

    MIRILTI BALIKLARI bir roman olacak sanırım. Arka arkaya yazdığım seri öyküler başka bir dünyanın soluklarını taşıyor.

    İlk hikayem olan Mırıltı Balıkları'nı Rhan Kuşatması izledi. Sonra Martı Ustası ve Çocuk geldi. Şu anda Prenses ve Altın Kafes'i yazıyorum. Yazması da okuması da kendim için yeni geliyor. Çoğunlukla ilhamla geliyor öyküler.