Süleyman's profileEski - site - kapatılmış...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    1,2,3,4...SONSUZLUKTA BİR ZERREYİM / ŞİİRLERİM

    1,2,3,4...Sonsuzlukta bir Zerreyim / ŞİİRLERİM
     
    Bir zerre , bir kum tanesiyim
    Aşkın sonsuzluğunda,
    Bir gülüş , bir bakış, bir heves
    Bir kaybolup, bir beliren yüzlerden biriyim
    Hayat sahnesinde
    Ben neyim kimim?
    Güneşler bile yaşayıp ölürken ,
    Zamanları , ömürleri yutup doğuran
    Sonsuzluğun çocuğuyum...

    Ben annemim sütünü
    Gözlerim kapalı yudumladım.
    Bu gün uyurken yastığımı sessizlik bildim
    Yorganım "düşünmeden görmek" dünyayı.
    ve sessizlik koca bir kapı, bozkır bir çölün içinde
    Kapıyı açıyorum.
    Annemin yüzünü tekrar görmek için...

     
    Süleyman SÖNMEZ / 04 Ağustos 2004

    ORMANDAN ÇIKIŞ / Şiirlerim

    ORMANDAN ÇIKIŞ / Şiirlerim
     
    Bir nefes
    Soluk soluğa
    Üfleyerek, böğrünü tutarak,
    Derin bir korku boğazında
    Yamru yumru olmuş
    Ama yutulmuyor.
    Ve ensende ter tanecikleri
    Nasıl oluyorsa buz gibiler.
     
    Sırtında engin bir orman
    Çığlıksız sessizliği haykırıyor.
     
    Altın ışıkları, yukarıdaki ayın üstünde
    Artık görünmeyen güneşin.
     
    Belki de güneşten ödünç alınan
    Şaşaa ile ışıldıyor
    Yaşlı sivilceli ay.
     
    Elinde kısa bir bıçak,
    Dilinde demir tadı,
    Burun deliklerin açılıp kapanıyor,
    Ve saçların aslında diken diken.
     
    Önünde uzanan çayır,
    Ardında kol geziyor
    Ölüm.
     
    Sen ve sen.
    Sen ve aklın.
    Sen ve korkun.
     
    Uzaktan çığlığını duyuyorsun
    Bir kaç insanın
    Karanlık gece yoğunlaşmış
    Gökten inmiş ağdalı
    Her yeri sarmış.
     
    Kolların yara bere dolu
    Gözlerin deliyor zifiri siyahı.
    Ayın önünde bulutlar
    İşbirlikçi
    Gömüyorlar ormanın soluklarını
    Issız ışıksızlığa.
     
    Böylece
    Son bir kaç saati ömrünün
    Üstelik bilmiyorsun bile
    Seni neyin öldüreceğini.
     
    Biliyorsun aslında güneş ışıldasa
    Kurtulma ümidin var.
    Doğuya doğru koşuyorsun bu yüzden
    Şekilsiz ecel
    Cisimleşmiş cesetlerin varlığında
    Demek ki katil var.
    Katili mümkün kılar.
    O sessiz kurbanlar.
     
    Ve kargalar, dilim dilim
    Saatlerinde gündüzün
    Tek yumurta ikizinin.
    Gaklamıyor, gözlüyorlar
    Tenleri ürpertenin koşusunu.
     
    Böylece artık yorgunluktan
    Titriyor bacaklar,
    Su kaybından aklın da titriyor.
    Bazen kükrüyor ardında
    Ama aslan değil, kaplan da
    Daha önce hiç duymadığın
    Bir mekandan ve zamandan
    Gelmiş.
     
    Peşinde olmasa
    Güler geçerdin
    Bu çocuk masalına.
    Ama işittin çığlıkları
    Dişlerini titretiyor korku.
     
    Aniden varlığını hissediyorsun.
     
    Çok yakında
    Hem de çok!
     
    Haykırarak koşuyorsun
    Daha hızlıca.
    Ve ayağın takılıp
    Düşüyor
    Kaçıp gidiyor
    Bıçak avcundan.
     
    Ve o sırada doğuda
    Uzakta ışıldıyor
    Bir zerre
    Feda ederek kendini
    Düşüyor
    Dağların siluetine.
     
    O kadından farklı olarak dönüp bakmıyorsun geriye.
    Minnetle dizlerinin üstünde
    Cahil bir putperest gibi gülümsüyorsun güneşe.

    En önde sen, uzun bir ufuk ve
    İki yanında geriye savruluyor
    Karanlık askerleri gecenin.

    O korkunç, o devirlerdir insanla beslenen
    Ormanın köşelerine.
     
    26 Kasım - 06 Aralık 2005
    Süleyman Sönmez

     

    Not: Bu şiir ne anlatıyor? Neden bu denli korkunç? Eh siz o kadar sorunca aşağıdaki açıklamayı yazdım.

    Şiirleri anlam için değil insanın içinde uyandırdığı duygu için yazar ve okurum Bu şiir ne anlatıyor? Ürperten bir şeyden kaçan bir adamın öyküsü. Bir şehirli, bir modern insan, bir mantık canlısı. Karanlıkta bir av aslında, ardındaki yabanıl doğa onu avlıyor. O korkunç boyut varlığından güneşin ve ışığın aydınlığına kaçmak zorunda. İnsanoğlu ve nefsi. Evet. Güneşe gitmeli, gitmeli ve geriye dönüp bakmamalı. Çünkü o karanlık orman daha önce nicesini yuttu onun gibi. Şafağına gitmeli insanoğlu.

    ÇOCUKLAR SİZİN ÇOCUKLARINIZ DEĞİL

    ÇOCUKLAR SİZİN ÇOCUKLARINIZ DEĞİL

    Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
    Onlar kendi yolunu izleyen Hayatın oğulları ve kızları.
    Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    Ve sizinle birlikte olsalar da , sizin değiller.
    Onlara sevginizi verebilirsiniz , düşüncelerinizi değil.
    Çünkü onlarında kendi düşünceleri vardır.
    Bedenlerini tutabilirsiniz , ruhlarını değil.
    Çünkü ruhlar yarındadır.
    Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
    Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
    Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
    Çünkü hayat geriye dönmez,
    Dünle de bir alışverişi yoktur.
    Siz yaysınız, çocuklarınız ise
    Sizden çok ilerilere atılmış oklar.
    Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür.
    Ve o yüce gücü ile yayı eğerek,
    Okun uzaklara uçmasını sağlar.
    Okçunun önünde kıvançla eğilin.
    Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
    Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
     
    Halil  Gibran (Halil Cibran)
     
    Halil Cibran üstadım diline sağlık. Uzun zaman olmuş yazdığın bu güzel şiirleri okumayalı. Sen duyarsın nasıl olsa, ben teşekkür ediyorum sana.

    RÜYALAR KENTİ / ŞİİRLERİM

    RÜYALAR KENTİ / ŞİİRLERİM
     
    "Gündüz" dedi
    "Yarın gel
    Yanında bir güvercin tüyü olsun
    Annenle helalleşmeyi unutma"
     
    Ya 8, ya 10
    Ama 11 değildim.
    Başımı salladım sessiz,
    Bir süre baktım,
    Dudaklarımı ısırıp kimsesiz.
     
    "Şimdi git
    Kimseye birşey söyleme
    Arkadaşlarına bile
    Söylersen ben yarın burada olmam
    Biliyorsun değil mi?"
     
    Salladım başımı yine sessiz.
     
    Akan saatler dünyasına
    Geçmez soluklar şehrine
    Rüyaların kentine
    Ve şakıyan ışıklar memleketine gidecektim
     
    Söz vermişti.
    Sözünü tutan bir adamdı
    İlk gördüğümde anlamıştım
    Uzak gurbet kokuları taşıyan gözlerindeki
    Sessiz mutluluğu.
    Hiç çıkmak istememesini atölyesinden
    Gezmeye doymuş yüzünü,
    Ve duymadığım gülünç hikayeleri anlatan
    Kıvrak aklını.
     
    Gidiyordu.
    Gündüz düşlerinde
    Rüyalar Kentine.
     
    Sonra saman aleviyle yandı
    Oysa her zaman uzar zaman,
    Çocukluk işte.
     
    Belki de o gün çocuk kaldım ben de.
     
    Böylece uzandım sessizce
    Atölyede bir masanın üstüne,
    Gülümsedi belli belirsiz.
    "Korkma" dedi
    "Özellikle kendini görünce"
     
    Böylece günce başladı
    Fani zamanın akmadığı yerde
    Kanatsız insanların uçtuğu
    Işığın melodisinin olduğu gökte
    Ve insanların göz göz olup
    Her yerden gördüğü yerde.
     
    Gün ışı-dı
    Ve ben de gittim Rüyalar Kenti'ne.
     
    Süleyman SÖNMEZ / 08 KAsım 2005
     

    Yıldız Taşıyan / Şiirlerim

    YILDIZ TAŞIYAN / Şiirlerim

    Bebek avcunda
    Doğdu bir parça tozla
    Merak etti annesi
    Verdi babasına
    Babası arkadaşına
    O da hocasına
    O da bir fakülteye
    Baktılar,
    Bu öyle bir toz ki
    Öyle bir karbon ki
    Yok yeryüzünde bu türden
    Ne molekül ne element.
     
    Avcunda getirmiş
    Yıldız çekirdeklerinden
    Karbondan
    Hayatı başlatan dizilimden
     
    Çocuğu aldılar anadan
    Ayırdılar babadan.
    Avcunda yıldız taşıyanı
    Yapabilirlermiş gibi köle
    İncelediler
    Dinlediler
    Gözlediler
     
    Yanına girdiklerinde beyaz maskeleriyle
    Karantina giysileriyle,
    Müjdeler getireni
    izlediler bir vaka gibi
    Yazdılar evraklar.
     
    Gönderdiler yurtdışına
    Onlarda incelediler
    Hiç bir şey bulamadılar.
     
    Gönderdiler sonunda geri
    Yıldız taşıyanı
    Dağların tepesine çıkardı babası
    Memleketine kaçtılar
    Sonra orada balinaların acısını taşıyanı buldular.
    Yüreği zaman kapılarında atanı
    Aldanışlardan uzağa kaçanı
     
    Avcunda yıldız taşıyan bebeği görünce
    Ağladı adam
    Sessizce bir damla yaşını bıraktı o avuca
    Sessizce selam verdi.
    Selam olsun selam verene
     
    Böylece yıldız taşıyan
    Avcunda hayatlar başlayacak olan
    Sessizce başladı beklemeye
    Yeni tufanı.
    Avcundan doğacak ağaçları, kuşları
    yeni dünyayı.
     
    Süleyman Sönmez  / 31 Ekim 2005
     

    İstanbul'da Balinalar / Şiirlerim

    İstanbul'da Balinalar / Şiirler
     
    Derinlerde yüzenler
    Çıktıklarında sulardan, şelaleler
    ve fıskiyeler yapanlar
     
    Sonunda geldiler
    Boğazın katmanlı sularına
    Dünyanın az günlerinde
    Görmek için bu kenti.
     
    Balina sürüleri geçtiler
    Petrol tankerleri
    ve şehir vapurlarını şaşırtıp
    Deniz trafiğini durdurarak.
     
    Sayıları çoktu.
    Sesleri derin bir uğultuydu
    Sonra hiç ölmedikleri
    Bu kıyıda
    Sessizce kıyılara çarptılar.
     
    Çevreciler geldi
    İttiler her birini suya,
    Dönmediler.
    Kimileri "sonarlar
    yön algılarını hasta etti" dedi
    Kimileri "bir yiyecek zehirledi".
     
    Sadece bir insan sordu
    elini yaslayıp o dev gövdelere
    "Neden?" diye
     
    Daha önce binbir kıyıda ölenler
    Ağladı koca ıslak gözleri
    Dünyanın ölen sesi
    ve adam anladı ansızın mesajı.
    Ürperdi ve sallandı.
     
    Bakakaldı, son nefesini veren balinaya
    Sonra denize ve göğe baktı.
    Ağladı.
    Sırtını dönüp Anadolu'ya yola çıktı.
     
    İstanbul kıyılarında ölmemişti hiç o balinalar
    Artık orada da öldüler
     
    Ve böylece açıldı
    İki evrenin kesiştiği yerde
    Sayan saatlerin kapısı.
     
    Süleyman SÖNMEZ / 31 Ekim 2005
     
     

    Muhteşem Günler

    MUHTEŞEM GÜNLER / Şiirlerim
     
    Koymuşum cebime
    Bayram harçlığımı,
    Gözlerim bulut şekerlerinde
    Bir de gezmek istiyorum meydanı
    Belki bir eğlence...
     
    Arkadaşlarımın kolları omuzlarımda
    Önümüze gelene bir tekme
    Gelmekten çok yanımıza eklenseler de.
     
    Eski bir Anadolu Meslek Lisesi
    Görkemli yükseliyor göklere.
    Ve yanında ölüm şerbetleriyle yücelmiş çam ve selvi ağaçları
    Gölgeliyor mezarlığın dingin mübarek sessizliğini.
    Mercimek Baba'nın türbesi diğer uçta
    Kimi zaman alalım diyorlar arkadaşlarım
    O sahipsiz mercimekleri
    Kızıyorum onlara
    Mercimek Baba'nın onlar
    Nasıl yesin? deseler de
    Yemesi şart mı canım
    Yiyor muyuz oyuncaklarımızı biz.
     
    Ve gökler muhteşem
    Zaman sonsuz
    Annemiz babamız var,
    Dünyamız küçük
    Dünya ise büyük.
     
    Gölgeli zamanları geliyor büyümenin
    Kızları öpecekmişim
    Yalan
    Ne diye sevecekmişim onları?
    Koşmayı bile bilmezler.
    Yüzümü yırtmadı mı bir kere Emine
    Eee daha ne öyleyse?
     
    Muhteşem zamanlar
    Kızılca kıyamet kopmamış henüz
    Saman alevi gibi akmamış dünya
    Makinelerin çağı, Kali yuga
    daha derinlerde uyuyor
    Meyve bahçelerine dalıyoruz.
    Nöbetçiyim hep
    Korkuyorum tırmanmaktan ağaçlara
    En çokta mahalle kavgalarından.
     
    Görkemli gülüşler, soluksuz yaşamlar
    Şimdi omzuma atmışım çocukluğumu
    Gezdiriyorum omuzumda
    Sahip olamadıklarını sunuyorum ona
    Al sana bir oyuncak
    Bunu da yemek isterdin
    Al bu güçlü kollar
    İşte uzun bir boy
    Sevinir sanıyorum
    Oysa hüzünlü hep
    Öyle silik ki
    O cılız bedende
    O masum gözler
    Zaman akmış
    ve akmış,
    o muhteşem günler.
     
    Süleyman SÖNMEZ / 24 Ekim 2005

    Mücevher Gözler / Şiirlerim

    Yapraklar zümrüt,
    Çimenler yeşim,
    Bulutlar firuze
    ve sen sevgilim altın saçlı
    yağmur gümüş yağıyor üstümüze.
     
    Dağlar bakırla kaplı
    Güneş erimiş akkor demir
    Gece koyu bir pas örtüsüne bürünmüş
    Zaman çokça akıyor üstümüzden
    Ayaklarım çıplak ve ruhum özgür.
     
    Paha yok değer biçilmez hayata
    Günlerim sayılı 
    Mücevherlerle dolu dünyam
    Ve zaman akıyor üstlerinden
    Her birini parlatarak.
     
    İncili göğü kandillerle süslenirken gecenin
    Kuyumcunun zarif elini hissediyorum bedenimde.
    Sesleri çınlıyor rüzgarların
    İncilerle dolu gözlerinde...
     
    Süleyman SÖNMEZ / 22 Ekim 2005
     

    BELDELER TAŞIYAN / Şiirlerim

    BELDELER TAŞIYAN / Şiirlerim
     
    Ziyaret ettim uzun yıllar önce, senin hayatını.
    Gezgin bir yolcuydum aslında.
    Güzel geldi bahçeleri.
     
    Temiz geldi suları yaşadığın beldenin.
    Ve denizsiz yaşayamayan ruhum
    gözlerinde buldu o dinginliği.
    Dalgaların gidiş ve gelişlerini.
    Huzur buldum bu ziyaretgahda.
     
    Sonra seninle yürüdüm,
    her gittiğim yere o beldeyi de taşıyarak.

    Uçan balık, yanmaz ateş, gören göz ve davet / Şiirlerim

    UÇAN BALIK, YANMAZ ATEŞ, GÖREN GÖZ VE DAVET / Şiirlerim

     

    Güçlü bir çığlıkla aktı gök,

    Bir martının dudaklarından düştü
    Balığın kafası
    ve dondurdu akıp giden akıl deresinin sesini
    ve yalınayak gibiydi ayaklarım
    Sağ ayağıma düşen düşmüştü bir kez
    Aslında yüreğime düşmüştü.
    Aslında yakmayan ateşti közleyen algımı
    Aslında düşündürendi kudreti karşı konulmaz
    ve anlatılması imkansız
    Her yeri saran,
    İradesi öyle sonsuz
    Zerresi bile utandırır
    Ben demeyi.
     
    Uçan balık
    Bir martı dudağında
    Nasiplerini bulmak için
    Geri yürüdüler yardımcısıyla
    Ve bir ilim sahibi buldular orada.
    Göz gördü şahit oldu. Yürek dondu başeğdi.
    Artık nefs nasıl yalanlasın?
    Yalanladığı kendi olmadıktan sonra...
     
    Süleyman Sönmez / 13 Ekim 2005
     

    ATTİLA İLHAN / Şiirlerim

    ATTİLA İLHAN'A,
     
    Allah rahmet eylesin desem yavan mı olur?
    "Şiirlerle karşılasın seni evren" desem herkes anlar mı?
    Bilirsin hocam, yaşamın hakikati şiirle anlatılır.
    Çünkü şiirdir kalpleri çarpan kalplerden ruhlara akan.
    Elbette bilirsin senden öğrenmedi mi bu kalemler?

    Güle güle üstad desem ayıp mı olur?
    Bir gün görüşürüz diyen kalbime
    İhanet mi olur?

    Biliyorsun, dilim utandığından
    Gidişine şiir yazamam.
    Ama seni şiirsiz yolculamakta ayıptır abim.
    Bırak bari içimden söyleyeyim,
    Şapkasız başımda şapkanı arayayım.

    Ayağım sürüyor, yorgunluktan mı?
    Dilim neden peltek oldu, tutuldu mu?
    Yoksa hepimizin dilinden bir şeyler mi tutuldu sen gidince?
    Yoksa Türkçe mi böylesine susan,

    Böyle acıklı bir haber mi patlayan bombası zamanın
    Hepimizi dehşete boğan?

    Ah Attila İlhan, Ah
    "Aman dikkat 't' si iki tane 'l' si değil." dediğimiz
    Sevgili ustamız
    Mekan değişir zamanda
    Ama değil mi ki insan zamanlar değiştiren bir gemi
    Artık limandan giderken gemi
    Sağlıcakla git diyelim
    Ardından bir su dökelim.

    Kusura bakma üstadım,
    Biraz duygusal mıyız ne?
    Akmasa da buğulanır ya gözlerimiz
    İşte odur seni uğurlayan
    Dilsiz toprağın sessiz şarkılarına.
    Ardından döktüğümüz su odur.
    Güle güle git. Şiirlerle git.

    Süleyman Sönmez 12 Ekim 2005
     
    Kaynakça:
    http://www.attilailhan.com/
    http://tr.wikipedia.org/wiki/Atilla_%C4%B0lhan
    http://www.prizma.net.tr/PRIZM-SERVI...tila_home.html

    BOYLE BIR SEVMEK

    ne kadinlar sevdim zaten yoktular
    yagmur giyerlerdi sonbaharla bir
    azicik oksasam sanki cocuktular
    biraksam korkudan gozleri sislenir
    ne kadinlar sevdim zaten yoktular
    boyle bir sevmek gorulmemistir

    hayir sanmayin ki beni unuttular
    hala arasira mektuplari gelir
    gercek degildiler birer umuttular
    eski bir sarki belki bir siir
    ne kadinlar sevdim zaten yoktular
    boyle bir sevmek gorulmemistir

    yalnizliklarimda elimden tuttular
    uzak fisiltilari icimi urpertir
    sanki gokyuzunde bir buluttular
    nereye kayboldular simdi kimbilir
    ne kadinlar sevdim zaten yoktular
    boyle bir sevmek gorulmemistir.
    Attila iLHAN

    Duvar
    - bu şiir ikinci dünya savaşı içinde
    kahredilen bütün dünya duvarları
    için yazılmıştır.-


    ben bir duvarım hiç güneş görmedim
    sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
    yüzümüz benek benek tahta kurusundan
    ve sinemiz baştanbaşa ak üstünde karalar
    - kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
    - sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
    - dilim dilim sırtımdaki yaralar
    ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
    biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
    bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
    ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar


    yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
    o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
    bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
    gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
    adeta birdenbire aydınlandı zindan
    onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
    sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
    ve omuzlarında delikanlı gölgesi


    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
    o sırtüstü yatağında yatardı
    sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
    bir sana bakardı bir bana bakardı
    dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
    toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
    sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlak
    tarlaların yüzü gülmüş
    işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
    ah işte annesi annesi sevgilisi


    işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
    işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk


    dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
    bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
    o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
    çığlğklarını değil kırbaç sesini duyduk
    biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
    onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
    kendi gitti ismi kaldı yadigar bağrımızda
    o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda


    ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
    onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
    temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
    öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil


    getirirler vururlar biz öyle dururuz
    yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil
    elimizden ne geldi de yapmadık
    ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz


    onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
    bir mayıs sabahı toprak kezil gök rezil
    yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
    şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
    ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
    siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
    bulutlar eğilip alnının terini sildiler
    ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler


    o düştü biz yine ayakta kaldık
    halbuki ne kadar yorgunuz
    öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil
    ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
    Attila iLHAN

    Balıklı Nehir

    Balıklı nehirde
    balıklar var,
    Kimilerinin üstüne
    İsmin vurulmuş

    Ne elin var, ne oltan
    Balıklar senin için yaratılmış
     
    Nasibine gidermiş insan
    Başkasına değilmiş.
     
    Süleyman Sönmez / 10 Ekim 2005

    Zaman Yutan Canlılar

    ZAMAN YUTAN CANLILAR / Şiirlerim
     
    Acıktığında yersin ya
    Mekanı
    O mekanın içinde sanırsın yediklerini
    Oysa bizzat mekandır yediğin meyveler, sebzeler
    Ve mekansın ya sen onları yerken.
     
    Aslında zamanı yersin
    Zamanla beslenirsin sen
    Her bir mekan bükülmesi
    Birim birim zamanın
    Harekete dönüşmesi mekanın
     
    Diyebilirim ki posadır yerken mekan
    Yediğin zamandır hayat veren
     
    Öyleyse zaman yiyen
    Zaman büken
    Zamanla yaşayıp hareket eden
    Zamanın ve mekanın odak noktası
     
    Bilincini aç ve bak kendine
    Zamanı nefes nefes çekerken
    Zamansızda gezer
    Zamansızda düşünürken
    İçinde koca bir evren taşırken.
     
    Süleyman Sönmez  05 Ekim 2005

    Yağmurlu Sabah / Şiirlerim

    YAĞMURLU SABAH
     
    Koşturan çocukların sıçrattığı,
    Şen kahkahalarla ıslanıyor
    Gökten düşen damlalar.
     
    Su ıslanır mı?
    Eğer hallerden katı ve gaz değilse,
    Ruhların ve akışların diliyse,
    Yağmur ıslanır.
     
    Sözsüz gözlerle Boğazın,
    Derin denizlerine aktı ışıklı taneler
    Binlerce korna ve gürültü içinde,
    Yoğunlaştı yoğunlaşanlar.
    Her bir taneye konmuş müziği dinlediler,
    Her bir damlaya konmuş haberi dinlediler,
    Çoğu, dikkatle dinleyenlere özgü
    Kafası bir yana hafif eğik şekilde.
     
    Sudan olanların,
    Suda büyüyüp,
    Topraktan yaratılsa da,
    Toprağı suyuna kılıf olanların, çeper olanların
    Dostu yağıyor.
     
    Yağmur Yağıyor.
    Yalnızca yere değil,
    Belli bir zamana da yağıyor
    Vakitlerin en güzeline
     
    Sabaha yağıyor.
     
    Süleyman Sönmez 23 Eylül 2005
     

    Dön / Şiirlerim

    DÖN
     
    Dön dünyayla aynı yönde
    Dön ki zamanda dönsün seninle
     
    Bak yıldızlı göklerin, arşın görüntüsüne
    Aslında zamanda milyonlarca yıl geriye
    Ve düşün kendi kendine.
    Zamanın dolduğunda
    ve artık sen olmadığında dünyada
    Senden geriye kalan ne?
     
    Süleyman SÖNMEZ 17/09/2005

    Uykunun Kanatları / Şiirlerim

    UYKUNUN KANATLARI

     

    Uyku geldi,

    Gecenin yorganları serildi gündüzün üstüne
    Fizik beden, astral bedeni zor tutuyor.
    Ha uçtu, ha uçacak,

    Alemlerde uçmazsak kuş olup
    Adem nasıl kuştan üstün olacak?

     

    07 Eylül 2005

    İSTANBUL SEN OLMUŞTU / Şiirlerim

    İSTANBUL SEN OLMUŞTU

    Benle karışık sen yağıyordu,
    Issız İstanbul sokaklarında
    Obezdi yalnızlığın gölgeleri
    Öfkeliydi terkedilmişliğin
    Üfleyen rüzgarları

    Yalnızca sen ve ben
    Örtmüştük gündüz
    Tek tük park ağaçlarının
    Arasından süzülen hüzmeleri

    Ve güneş Yakışıyordu
    Teninin beyazına .

    Birtek sen ve ben
    Kıyılarına çarpıyorduk
    Vapur iskelelerinin

    Ve tüm insanları
    İstanbul'un gözlerindeki
    parıltılarda
    kaybolmuşlardı

    Süleyman Sönmez / 24 Haziran 2005 / / Kalbimin gerçek eşine karıma..

    Görünmez Günler / Şiirlerim

    Görünmez Günler

    Şarkı söyleyen saatler
    Geçerdi zamanın çınlayan
    Kapısından

    Ve görünmez günler
    geçer kalplerimizden
    sessizce, bazen çalarak,
    bazen katarak bizlere

    Bazense gözlerimiz görülmez olur
    o görünmez günlere bakarken.

    Yumurta Kabuğundan Kılıçlar / Şiirlerim

    Yumurta Kabuğundan Kılıçlar

    Yumurta kabuğundan
    Kılıçlar
    Kuşandık
    Kaz tüyleriyle bezedik saçlarımızı
    Ve altın yerine papatyalarla
    Süsledik omuzlarımızı

    Günler geçse de bıkmadık yaşamaktan
    İster yıldızsız göğü
    İster parlak güneşi,
    Dilerseniz okyanusları satın alın
    Ahlı servetlerinizle

    Ruhumuzu çalamazsınız,
    Onun içindir ki
    Aldatırsınız bizleri
    Bizim olmayanı size vermemiz için.

    Oysa bir elimize ayı
    bir elimize güneşi verseniz
    Biz de vazgeçmeyiz
    Bizi çocuklar gibi sevenden.
    Bizi her daim yeşertenden.
    Evrenlere canverenden.

    Süleyman SÖNMEZ / 21-22 Haziran 2005

    Şiir Yakma Mevsimi / Şiirlerim

    ŞİİR YAKMA MEVSİMİ

    Kimi zaman,

    Şaire gelir delice ilham

    Kur'an'da der ya
    Onları vadilerde görürsün
    Cinlenmiş gibi gezerken
    Bazen çılgınca yazarsın
    Elin ayağın kesilir,
    Yemen, içmen
    Nefes, nefes
    Dil, dil ve
    Titreten bir dilrübanın
    Kızıl göğünde
    Yeşil bulutlarda parlayan aydır,

    O zaman işte,
    Döner ve yakarsın
    Akılsızca tutkuyla yazılmış şiirleri,
    Nefesleri körleten
    Mısraları,
    Aldanışı ve seslenişi
    Ve özün konuşur
    Nefsin yerine
    Arzunun hain çalımları
    değil.

    Billur ruhları kırılmaz
    Dudaklarından
    çıkar buzdan güzel kristalller
    Öyle gerçektir
    Sözler.
    Toprak gibi şaşaasız,
    Kibirsiz
    Ama şaşaalı her ruhu bir gün
    Sessizce kucaklayacak.

    Süleyman SÖNMEZ / 21 Haziran 2005