Süleyman's profileEski - site - kapatılmış...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
1,2,3,4...SONSUZLUKTA BİR ZERREYİM / ŞİİRLERİM1,2,3,4...Sonsuzlukta bir Zerreyim / ŞİİRLERİM
Bir zerre , bir kum tanesiyim
Aşkın sonsuzluğunda, Bir gülüş , bir bakış, bir heves Bir kaybolup, bir beliren yüzlerden biriyim Hayat sahnesinde Ben neyim kimim? Güneşler bile yaşayıp ölürken , Zamanları , ömürleri yutup doğuran Sonsuzluğun çocuğuyum... Ben annemim sütünü Gözlerim kapalı yudumladım. Bu gün uyurken yastığımı sessizlik bildim Yorganım "düşünmeden görmek" dünyayı. ve sessizlik koca bir kapı, bozkır bir çölün içinde Kapıyı açıyorum. Annemin yüzünü tekrar görmek için... Süleyman SÖNMEZ / 04 Ağustos 2004 ORMANDAN ÇIKIŞ / ŞiirlerimORMANDAN ÇIKIŞ / Şiirlerim En önde sen, uzun bir ufuk ve O korkunç, o devirlerdir insanla beslenen
Not: Bu şiir ne anlatıyor? Neden bu denli korkunç? Eh siz o kadar sorunca aşağıdaki açıklamayı yazdım. Şiirleri anlam için değil insanın içinde uyandırdığı duygu için yazar ve okurum Bu şiir ne anlatıyor? Ürperten bir şeyden kaçan bir adamın öyküsü. Bir şehirli, bir modern insan, bir mantık canlısı. Karanlıkta bir av aslında, ardındaki yabanıl doğa onu avlıyor. O korkunç boyut varlığından güneşin ve ışığın aydınlığına kaçmak zorunda. İnsanoğlu ve nefsi. Evet. Güneşe gitmeli, gitmeli ve geriye dönüp bakmamalı. Çünkü o karanlık orman daha önce nicesini yuttu onun gibi. Şafağına gitmeli insanoğlu. ÇOCUKLAR SİZİN ÇOCUKLARINIZ DEĞİLÇOCUKLAR SİZİN ÇOCUKLARINIZ DEĞİL
Çocuklar sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayatın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da , sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz , düşüncelerinizi değil. Çünkü onlarında kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz , ruhlarını değil. Çünkü ruhlar yarındadır. Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geriye dönmez, Dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise Sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür. Ve o yüce gücü ile yayı eğerek, Okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin. Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar, Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever. Halil Gibran (Halil Cibran)
Halil Cibran üstadım diline sağlık. Uzun zaman olmuş yazdığın bu güzel şiirleri okumayalı. Sen duyarsın nasıl olsa, ben teşekkür ediyorum sana. RÜYALAR KENTİ / ŞİİRLERİMRÜYALAR KENTİ / ŞİİRLERİM
"Gündüz" dedi
"Yarın gel
Yanında bir güvercin tüyü olsun
Annenle helalleşmeyi unutma"
Ya 8, ya 10
Ama 11 değildim.
Başımı salladım sessiz,
Bir süre baktım,
Dudaklarımı ısırıp kimsesiz.
"Şimdi git
Kimseye birşey söyleme
Arkadaşlarına bile
Söylersen ben yarın burada olmam
Biliyorsun değil mi?"
Salladım başımı yine sessiz.
Akan saatler dünyasına
Geçmez soluklar şehrine
Rüyaların kentine
Ve şakıyan ışıklar memleketine gidecektim
Söz vermişti.
Sözünü tutan bir adamdı
İlk gördüğümde anlamıştım
Uzak gurbet kokuları taşıyan gözlerindeki
Sessiz mutluluğu.
Hiç çıkmak istememesini atölyesinden
Gezmeye doymuş yüzünü,
Ve duymadığım gülünç hikayeleri anlatan
Kıvrak aklını.
Gidiyordu.
Gündüz düşlerinde
Rüyalar Kentine.
Sonra saman aleviyle yandı
Oysa her zaman uzar zaman,
Çocukluk işte.
Belki de o gün çocuk kaldım ben de.
Böylece uzandım sessizce
Atölyede bir masanın üstüne,
Gülümsedi belli belirsiz.
"Korkma" dedi
"Özellikle kendini görünce"
Böylece günce başladı
Fani zamanın akmadığı yerde
Kanatsız insanların uçtuğu
Işığın melodisinin olduğu gökte
Ve insanların göz göz olup
Her yerden gördüğü yerde.
Gün ışı-dı
Ve ben de gittim Rüyalar Kenti'ne.
Süleyman SÖNMEZ / 08 KAsım 2005
Yıldız Taşıyan / ŞiirlerimYILDIZ TAŞIYAN / Şiirlerim
Bebek avcunda
Doğdu bir parça tozla
Merak etti annesi
Verdi babasına
Babası arkadaşına
O da hocasına
O da bir fakülteye
Baktılar,
Bu öyle bir toz ki
Öyle bir karbon ki
Yok yeryüzünde bu türden
Ne molekül ne element.
Avcunda getirmiş
Yıldız çekirdeklerinden
Karbondan
Hayatı başlatan dizilimden
Çocuğu aldılar anadan
Ayırdılar babadan.
Avcunda yıldız taşıyanı
Yapabilirlermiş gibi köle
İncelediler
Dinlediler
Gözlediler
Yanına girdiklerinde beyaz maskeleriyle
Karantina giysileriyle,
Müjdeler getireni
izlediler bir vaka gibi
Yazdılar evraklar.
Gönderdiler yurtdışına
Onlarda incelediler
Hiç bir şey bulamadılar.
Gönderdiler sonunda geri
Yıldız taşıyanı
Dağların tepesine çıkardı babası
Memleketine kaçtılar
Sonra orada balinaların acısını taşıyanı buldular.
Yüreği zaman kapılarında atanı
Aldanışlardan uzağa kaçanı
Avcunda yıldız taşıyan bebeği görünce
Ağladı adam
Sessizce bir damla yaşını bıraktı o avuca
Sessizce selam verdi.
Selam olsun selam verene
Böylece yıldız taşıyan
Avcunda hayatlar başlayacak olan
Sessizce başladı beklemeye
Yeni tufanı.
Avcundan doğacak ağaçları, kuşları
yeni dünyayı.
Süleyman Sönmez / 31 Ekim 2005
İstanbul'da Balinalar / Şiirlerimİstanbul'da Balinalar / Şiirler
Derinlerde yüzenler
Çıktıklarında sulardan, şelaleler
ve fıskiyeler yapanlar
Sonunda geldiler
Boğazın katmanlı sularına
Dünyanın az günlerinde
Görmek için bu kenti.
Balina sürüleri geçtiler
Petrol tankerleri
ve şehir vapurlarını şaşırtıp
Deniz trafiğini durdurarak.
Sayıları çoktu.
Sesleri derin bir uğultuydu
Sonra hiç ölmedikleri
Bu kıyıda
Sessizce kıyılara çarptılar.
Çevreciler geldi
İttiler her birini suya,
Dönmediler.
Kimileri "sonarlar
yön algılarını hasta etti" dedi
Kimileri "bir yiyecek zehirledi".
Sadece bir insan sordu
elini yaslayıp o dev gövdelere
"Neden?" diye
Daha önce binbir kıyıda ölenler
Ağladı koca ıslak gözleri
Dünyanın ölen sesi
ve adam anladı ansızın mesajı.
Ürperdi ve sallandı.
Bakakaldı, son nefesini veren balinaya
Sonra denize ve göğe baktı.
Ağladı.
Sırtını dönüp Anadolu'ya yola çıktı.
İstanbul kıyılarında ölmemişti hiç o balinalar
Artık orada da öldüler
Ve böylece açıldı
İki evrenin kesiştiği yerde Sayan saatlerin kapısı. Süleyman SÖNMEZ / 31 Ekim 2005
Muhteşem GünlerMUHTEŞEM GÜNLER / Şiirlerim
Koymuşum cebime
Bayram harçlığımı,
Gözlerim bulut şekerlerinde
Bir de gezmek istiyorum meydanı
Belki bir eğlence...
Arkadaşlarımın kolları omuzlarımda
Önümüze gelene bir tekme
Gelmekten çok yanımıza eklenseler de.
Eski bir Anadolu Meslek Lisesi
Görkemli yükseliyor göklere. Ve yanında ölüm şerbetleriyle yücelmiş çam ve selvi ağaçları
Gölgeliyor mezarlığın dingin mübarek sessizliğini.
Mercimek Baba'nın türbesi diğer uçta
Kimi zaman alalım diyorlar arkadaşlarım
O sahipsiz mercimekleri
Kızıyorum onlara
Mercimek Baba'nın onlar
Nasıl yesin? deseler de
Yemesi şart mı canım
Yiyor muyuz oyuncaklarımızı biz.
Ve gökler muhteşem
Zaman sonsuz
Annemiz babamız var,
Dünyamız küçük
Dünya ise büyük.
Gölgeli zamanları geliyor büyümenin
Kızları öpecekmişim
Yalan
Ne diye sevecekmişim onları?
Koşmayı bile bilmezler.
Yüzümü yırtmadı mı bir kere Emine
Eee daha ne öyleyse?
Muhteşem zamanlar
Kızılca kıyamet kopmamış henüz
Saman alevi gibi akmamış dünya
Makinelerin çağı, Kali yuga
daha derinlerde uyuyor
Meyve bahçelerine dalıyoruz.
Nöbetçiyim hep
Korkuyorum tırmanmaktan ağaçlara
En çokta mahalle kavgalarından.
Görkemli gülüşler, soluksuz yaşamlar
Şimdi omzuma atmışım çocukluğumu
Gezdiriyorum omuzumda
Sahip olamadıklarını sunuyorum ona
Al sana bir oyuncak
Bunu da yemek isterdin
Al bu güçlü kollar
İşte uzun bir boy
Sevinir sanıyorum
Oysa hüzünlü hep
Öyle silik ki
O cılız bedende
O masum gözler
Zaman akmış
ve akmış,
o muhteşem günler.
Süleyman SÖNMEZ / 24 Ekim 2005 Mücevher Gözler / ŞiirlerimYapraklar zümrüt,
Çimenler yeşim,
Bulutlar firuze
ve sen sevgilim altın saçlı
yağmur gümüş yağıyor üstümüze.
Dağlar bakırla kaplı
Güneş erimiş akkor demir
Gece koyu bir pas örtüsüne bürünmüş
Zaman çokça akıyor üstümüzden
Ayaklarım çıplak ve ruhum özgür.
Paha yok değer biçilmez hayata
Günlerim sayılı
Mücevherlerle dolu dünyam
Ve zaman akıyor üstlerinden
Her birini parlatarak.
İncili göğü kandillerle süslenirken gecenin
Kuyumcunun zarif elini hissediyorum bedenimde.
Sesleri çınlıyor rüzgarların
İncilerle dolu gözlerinde...
Süleyman SÖNMEZ / 22 Ekim 2005
BELDELER TAŞIYAN / ŞiirlerimBELDELER TAŞIYAN / Şiirlerim
Ziyaret ettim uzun yıllar önce, senin hayatını.
Gezgin bir yolcuydum aslında.
Güzel geldi bahçeleri.
Temiz geldi suları yaşadığın beldenin.
Ve denizsiz yaşayamayan ruhum
gözlerinde buldu o dinginliği.
Dalgaların gidiş ve gelişlerini.
Huzur buldum bu ziyaretgahda.
Sonra seninle yürüdüm,
her gittiğim yere o beldeyi de taşıyarak. Uçan balık, yanmaz ateş, gören göz ve davet / ŞiirlerimUÇAN BALIK, YANMAZ ATEŞ, GÖREN GÖZ VE DAVET / Şiirlerim
Güçlü bir çığlıkla aktı gök, Bir martının dudaklarından düştü
Balığın kafası
ve dondurdu akıp giden akıl deresinin sesini
ve yalınayak gibiydi ayaklarım
Sağ ayağıma düşen düşmüştü bir kez
Aslında yüreğime düşmüştü.
Aslında yakmayan ateşti közleyen algımı
Aslında düşündürendi kudreti karşı konulmaz
ve anlatılması imkansız
Her yeri saran,
İradesi öyle sonsuz
Zerresi bile utandırır
Ben demeyi.
Uçan balık
Bir martı dudağında
Nasiplerini bulmak için
Geri yürüdüler yardımcısıyla
Ve bir ilim sahibi buldular orada.
Göz gördü şahit oldu. Yürek dondu başeğdi.
Artık nefs nasıl yalanlasın?
Yalanladığı kendi olmadıktan sonra...
Süleyman Sönmez / 13 Ekim 2005
ATTİLA İLHAN / ŞiirlerimATTİLA İLHAN'A,
Allah rahmet eylesin desem yavan mı olur? "Şiirlerle karşılasın seni evren" desem herkes anlar mı? Bilirsin hocam, yaşamın hakikati şiirle anlatılır. Çünkü şiirdir kalpleri çarpan kalplerden ruhlara akan. Elbette bilirsin senden öğrenmedi mi bu kalemler? Güle güle üstad desem ayıp mı olur? Bir gün görüşürüz diyen kalbime İhanet mi olur? Biliyorsun, dilim utandığından Gidişine şiir yazamam. Ama seni şiirsiz yolculamakta ayıptır abim. Bırak bari içimden söyleyeyim, Şapkasız başımda şapkanı arayayım. Ayağım sürüyor, yorgunluktan mı? Dilim neden peltek oldu, tutuldu mu? Yoksa hepimizin dilinden bir şeyler mi tutuldu sen gidince? Yoksa Türkçe mi böylesine susan, Böyle acıklı bir haber mi patlayan bombası zamanın Hepimizi dehşete boğan? Ah Attila İlhan, Ah "Aman dikkat 't' si iki tane 'l' si değil." dediğimiz Sevgili ustamız Mekan değişir zamanda Ama değil mi ki insan zamanlar değiştiren bir gemi Artık limandan giderken gemi Sağlıcakla git diyelim Ardından bir su dökelim. Kusura bakma üstadım, Biraz duygusal mıyız ne? Akmasa da buğulanır ya gözlerimiz İşte odur seni uğurlayan Dilsiz toprağın sessiz şarkılarına. Ardından döktüğümüz su odur. Güle güle git. Şiirlerle git. Süleyman Sönmez 12 Ekim 2005 Kaynakça:
http://www.attilailhan.com/ http://tr.wikipedia.org/wiki/Atilla_%C4%B0lhan http://www.prizma.net.tr/PRIZM-SERVI...tila_home.html BOYLE BIR SEVMEK ne kadinlar sevdim zaten yoktular yagmur giyerlerdi sonbaharla bir azicik oksasam sanki cocuktular biraksam korkudan gozleri sislenir ne kadinlar sevdim zaten yoktular boyle bir sevmek gorulmemistir hayir sanmayin ki beni unuttular hala arasira mektuplari gelir gercek degildiler birer umuttular eski bir sarki belki bir siir ne kadinlar sevdim zaten yoktular boyle bir sevmek gorulmemistir yalnizliklarimda elimden tuttular uzak fisiltilari icimi urpertir sanki gokyuzunde bir buluttular nereye kayboldular simdi kimbilir ne kadinlar sevdim zaten yoktular boyle bir sevmek gorulmemistir. Attila iLHAN Duvar - bu şiir ikinci dünya savaşı içinde kahredilen bütün dünya duvarları için yazılmıştır.- ben bir duvarım hiç güneş görmedim sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar yüzümüz benek benek tahta kurusundan ve sinemiz baştanbaşa ak üstünde karalar - kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim - sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan - dilim dilim sırtımdaki yaralar ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi adeta birdenbire aydınlandı zindan onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk sapından fırlamış bir balta gibi çehresi ve omuzlarında delikanlı gölgesi o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda o sırtüstü yatağında yatardı sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır bir sana bakardı bir bana bakardı dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlak tarlaların yüzü gülmüş işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak ah işte annesi annesi sevgilisi işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk o birkaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü çığlğklarını değil kırbaç sesini duyduk biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler kendi gitti ismi kaldı yadigar bağrımızda o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil getirirler vururlar biz öyle dururuz yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil elimizden ne geldi de yapmadık ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık bir mayıs sabahı toprak kezil gök rezil yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk bulutlar eğilip alnının terini sildiler ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler o düştü biz yine ayakta kaldık halbuki ne kadar yorgunuz öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz Attila iLHAN Balıklı NehirBalıklı nehirde
balıklar var, Kimilerinin üstüne İsmin vurulmuş Ne elin var, ne oltan Balıklar senin için yaratılmış Nasibine gidermiş insan
Başkasına değilmiş. Süleyman Sönmez / 10 Ekim 2005 Zaman Yutan CanlılarZAMAN YUTAN CANLILAR / Şiirlerim
Acıktığında yersin ya
Mekanı O mekanın içinde sanırsın yediklerini Oysa bizzat mekandır yediğin meyveler, sebzeler
Ve mekansın ya sen onları yerken. Aslında zamanı yersin
Zamanla beslenirsin sen Her bir mekan bükülmesi
Birim birim zamanın
Harekete dönüşmesi mekanın
Diyebilirim ki posadır yerken mekan
Yediğin zamandır hayat veren
Öyleyse zaman yiyen
Zaman büken
Zamanla yaşayıp hareket eden
Zamanın ve mekanın odak noktası
Bilincini aç ve bak kendine
Zamanı nefes nefes çekerken
Zamansızda gezer
Zamansızda düşünürken
İçinde koca bir evren taşırken.
Süleyman Sönmez 05 Ekim 2005 Yağmurlu Sabah / ŞiirlerimYAĞMURLU SABAH
Koşturan çocukların sıçrattığı,
Şen kahkahalarla ıslanıyor Gökten düşen damlalar. Su ıslanır mı?
Eğer hallerden katı ve gaz değilse, Ruhların ve akışların diliyse, Yağmur ıslanır. Sözsüz gözlerle Boğazın, Derin denizlerine aktı ışıklı taneler Binlerce korna ve gürültü içinde, Yoğunlaştı yoğunlaşanlar. Her bir taneye konmuş müziği dinlediler, Her bir damlaya konmuş haberi dinlediler, Çoğu, dikkatle dinleyenlere özgü Kafası bir yana hafif eğik şekilde. Sudan olanların, Suda büyüyüp, Topraktan yaratılsa da, Toprağı suyuna kılıf olanların, çeper olanların Dostu yağıyor. Yağmur Yağıyor. Yalnızca yere değil, Belli bir zamana da yağıyor Vakitlerin en güzeline Sabaha yağıyor.
Süleyman Sönmez 23 Eylül 2005
Dön / ŞiirlerimDÖN
Dön dünyayla aynı yönde
Dön ki zamanda dönsün seninle
Bak yıldızlı göklerin, arşın görüntüsüne
Aslında zamanda milyonlarca yıl geriye Ve düşün kendi kendine.
Zamanın dolduğunda ve artık sen olmadığında dünyada
Senden geriye kalan ne? Süleyman SÖNMEZ 17/09/2005 Uykunun Kanatları / ŞiirlerimUYKUNUN KANATLARI
Uyku geldi, Gecenin yorganları serildi gündüzün üstüne Alemlerde uçmazsak kuş olup
07 Eylül 2005 İSTANBUL SEN OLMUŞTU / ŞiirlerimİSTANBUL SEN OLMUŞTU Benle karışık sen yağıyordu, Yalnızca sen ve ben Ve güneş Yakışıyordu Birtek sen ve ben Ve tüm insanları Süleyman Sönmez / 24 Haziran 2005 / / Kalbimin gerçek eşine karıma.. Görünmez Günler / ŞiirlerimGörünmez Günler Şarkı söyleyen saatler Ve görünmez günler Bazense gözlerimiz görülmez olur Yumurta Kabuğundan Kılıçlar / ŞiirlerimYumurta Kabuğundan Kılıçlar Yumurta kabuğundan Günler geçse de bıkmadık yaşamaktan Ruhumuzu çalamazsınız, Süleyman SÖNMEZ / 21-22 Haziran 2005 Şiir Yakma Mevsimi / ŞiirlerimŞİİR YAKMA MEVSİMİ Kimi zaman, Şaire gelir delice ilham Kur'an'da der ya Billur ruhları kırılmaz Süleyman SÖNMEZ / 21 Haziran 2005
|
|
|